samedi 25 juin 2011

NATO and Iraq discuss further cooperation


23 Jun. 2011

NATO and Iraq discuss further cooperation

The NATO Deputy Secretary General, Ambassador Claudio Bisognero, and the Iraqi Deputy Prime Minister, Mr. Rowsh Noori Sideq Shaways, met today at NATO Headquarters in Brussels.

They discussed the current training activities led by the Alliance in support of the Iraqi Security Forces and the possibility of expanding cooperation in that field.
They also exchanged views on possible areas of future long term cooperation between NATO and Iraq such as Counterterrorism, Capacity Building of the Defence Sector and Energy Security in the context of the Strucutre Cooperation Framework.

Ambassador Claudio Bisognero and Iraqi Deputy Prime Minister also spoke about the NATO current led mission in Libya in implementation of the United Nations Security Council’s Resolution 1973.


From left to right: NATO Deputy Secretary General Ambassador Claudio Bisogniero, Mr. Rowsh Noori Shaways, Deputy Prime Minister of Iraq, and Mohammed Alhumaidi, Ambassador of Iraq

vendredi 24 juin 2011

IRAK KÜRTLERİ IRAK’TAN TOPRAK TALEP EDİYOR!

IRAK KÜRTLERİ IRAK’TAN TOPRAK TALEP EDİYOR!


ALİ KERKÜKLÜ ( Irak’a Özgürlük Operasyonu ve Kerkük Kitabının Yazarı)





Kürtlerin Hayal Ettikleri Ve Bölge Ülkelerinin Topraklarını da İçine Alan Sözde Kürt Devletinin (İkinci İsrail‘in) Haritası. İşin İlginç Yanı Bu Topraklar Her Gün Genişliyor


Kürt grupları, Kürt ırkını yücelten politikaları, Kürtlerin kendi etnik hedefleri için tehdit oluşturduğunu düşündükleri herkesle kavga etmeye hazır, fanatik ve ırkçı bir kuşağın ortaya çıkmasını teşvik eden, yanlış tarihi ve coğrafi bilgilere dayalı ders programları hazırladılar. Bu şartlar altında Peşmerge, Asayiş ve kürt istihbarat örgütleri (Parastin ve Zenyari) aynı anlayışla oluşturuldu.


Kürt grupları sözde toprakları başkaları tarafından işgal edilip bir mazlumiyet ve mağduriyet duygusu yaratmaya çalışıyorlar, başta petrol zengini Türkmen şehri Kerkük olmak üzere Kürt bölgesinin içinde olduğunu. Farklı bir görüş ortaya koyan tarihi ve akademik kaynaklara rağmen, onlar geniş Irak toprakları üzerinde sözde Kürt devletini (ikinci İsrail’i) inşa etmelerinin tarihi hakları olduğuna iddia etmeye başladılar.


Kürtler ta­rih­siz­ler, ya­pay geç­miş ya­rat­ma­ya ça­lı­şı­yor­lar. Kürt ta­rih­çi­le­ri ve ay­dın­la­rı bir da­la tu­tun­mak ve ye­ni bir ta­rih ya­rat­mak is­ti­yor­lar, ama ta­ri­hi da­ya­nak­la­rı yok ve id­di­ala­rı­nı da hiç­bir ta­ri­hi kay­nak doğ­ru­la­mı­yor. Ya­pa­bil­dik­le­ri tek şey, baş­ka mil­let­le­rin ta­ri­hi şah­si­yet­le­ri­ni ve kül­tü­rel var­lık­la­rı­nı ken­di­le­ri­ne mal et­me­ye ça­lış­mak. Yarında Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucularının Kürtler’in olduğunu söylerlerse kimse şaşmasın.


Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra ortaya çıkan otorite boşluğu pek çok grup tarafından fırsat bilinmiş, özellikle Kürt gruplar bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışan kesimlerden biri olmuştur, otoritenin sarsılması (Merkezi Hükümetin zayıflığı) ve işgal, Kürtler tarafından tarihi bir şans olarak algılanmıştır. Bu bağlamda ABD, İngiltere ve İsrail’in desteği ile 1991 yılında kazanılan özel statüyü korumuş ve işgalden sonrada federasyonu elde eden Kürtler, bölgelerini genişletmek için de yeni topraklara (Musul,Kerkük,Selahaddin ve Diyala İllerine) göz dikmiştir.


Irak devlet kurumlarının neredeyse tümünün parçalanmış ve Iraklıların psikolojik ve ekonomik olarak bitkin düşmüş olması, iyi organize ve silahlı Kürt partileri ve peşmergelerinin işgal güçlerinin gözetimi altında dört ilde (Musul,Kerkük,Selahaddin ve Diyala) ve buradaki devlet kurumlarına girip denetim alanlarını genişletmelerini kolaylaştırdı. Asgari eğitim seviyesine sahip olmayan Kürt Peşmerge ve partizanları şehirlerde, ilçelerde ve beldelerde üst mevkilere geldi. Sonuç olarak, ilçe ve beldelerin idari amiri ve belediye başkanı olarak atandılar. Böylece, devlet dairelerinin müdürlerinin çoğu etnik olarak Kürtlerden olup, bunlar devlet daire yönetimi ve belediye meclislerinin denetimini de ele geçirdi. Irak’ın Kuzeyinden onbinlerce Kürt, devlet dairelerine yerleştirilerek bazı bölgelerde devlet personelinin sayısı iki kat arttı. Atamalarda Kürt milliyetçiliği ve parti mensubiyeti esas alındı. Bu yollarla Kürt olmayan birçok kişi Kürt partilerinin gündemi doğrultusunda çalışmak zorunda bırakıldı. Ayrıca, Kürt partileri ABD, İngiltere ve İsrail’in desteği ile kendi büyüklükleriyle orantısız olarak Irak devletinde çok sayıda önemli görevi ele geçirdiler. Irak Devletindeki toplam 165 üst düzey görevden 65’ine Kürtler sahip bulunuyorlar. Yeni kurulan Irak Hükümetinde Kürtler oldukça önemli olan bakanlılardan 3’ü vekaleten olmak üzere 7 tanesini aldılar, Cumhurbaşkanlığı makamında Celal Talabani başta olmak üzere Başbakan yardımcısı ve Ticaret Bakanı (vekaleten) Roj Nuri Şiveys, Dışişleri Bakanı ve Kadınlardan Sorumlu Devlet Bakanı (vekaleten) Hoşyar Zebari yer aldı.



Tüm şehir, ilçe ve beldelerde peşmergelerin desteğini arkasına alan yüzlerce Kürt parti merkezleri ve kürt istihbarat büroları açıldı. Kürt partiler diğer milliyetlerin mensuplarından çok sayıda işbirlikçi kazanmak için büyük meblağlar harcadı.



Seçimler sırasında oylarını almak için kendilerine sembolik meblağlar ödenerek Kürt olmayan insanların yoksulluğu sömürüldü. Dahası, önemli mevkilerde bulunan kişilerin birçoğuna Kürt partilerin gündemlerini desteklemeleri için büyük meblağlar ödendi. Peşmergeler hemen hemen tüm seçim bürolarına baskı yaparak Türkmenlerin oy kullanmaları engellendi ve her türlü manipülasyon ve seçim hilelerine başvurarak Kürt partileri çoğu bölgede seçimi kazandı, ve bu da onların bu bölgelerde yönetim ve karar mekanizmasının belli başlı tüm mevkileri üzerindeki denetimlerini arttırdı. Kürtler, bugün başkent Bağdat da bile parayla bir çok gazeteci, basın kuruluşu ve tv’yi elde etmişlerdir. Kürt partileri aleyhlerine yazan kalemleri şantaj, tutuklama, ölüm tehdidi ile susturmaktalar ve hatta öldürmekteler. Türkmen şehri Erbil’de bulunan Selahaddin Üniversitesi’nde İngilizce bölümünde okuyan ve İşmani gazetesinde çalışan 23 yaşındaki Zerdüşt Osman, “Barzani’nin kızıyla aşk yaşıyorum” başlıklı yazısında, Mesud Barzani’nin damadı olsam yoksulluktan yakayı kurtaracağım temasını espiriyle kaleme almıştı. Osman’ın işkence edildikten sonra kafasına iki kurşun sıkılarak öldürüldü.



Kürt asıllı Avusturya vatandaşı öğretim görevlisi Dr. Kemal Seyyid Kadir, yıllar sonra döndüğü memleketine, KDP istihbarat servisi Parastin'in tarafından kaçırıldı, daha sonra tutuklandı. Kadir Sırf Barzani ve ailesini eleştiren yazılar yazdı diye yıldırım hızıyla 30 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bazıları diktatör Saddam’ın Türkmenlere yaptıkları neden anlatılmıyor diye soruyor, evet zalim Saddam Türkmenlere baskı, zulüm, işkence, göçe zorlama, asimilasyon, etnik temizleme ve katliamlar yaptı. Bugün Türkmenlerin yaşadıkları dünden farkı ne? Saddam gitti yerine Saddamlar geldi!



Irak Hükümeti, 11 Mart 1970 yılında Kürtlere istedikleri özerkliği tanıdı.1970'li yıllardan bu yana özerkliğe sahip olan Kürtlerin siyasi beklentileri gelişerek, 2003’den sonra yerini federasyona bırakmıştır. Irak’ın işgalinde, işgalcilere öncülük ve savaş süresince ABD ve İngiltere ile işbirliği yapan Kürtler federasyonu da elde etmiştir. İşgalcilerin desteği ile Kürtler, şimdilik Irak'ın yeniden yapılandırılması sürecinde belirleyici güçlerden biri haline gelmiştir. Bölgesinde merkezden bağımsız olmuş, fiili egemenliklerini devam ettirmiş, kurulan hükümetlerde önemli konumlar kazanmış ve Irak'ın iç ve dış politikasında etkili olmuşlardır. Bu bağlamda Irak cumhurbaşkanlığı Kürtlere geçmiştir. Bugün Kürtler işgalcilerin sayesinde Irak’ı yönetiyorlar.


Nitekim PKK'nın Kürt bölgesel yönetiminin hakim olduğu bölgelerde konuşlanması, korunması, silah, para, istihbarat ve lojistik destek alması da günümüze kadar taşınmıştır. Bu arada Kürtler bölgelerini genişletme isteği yoğunluk kazanmıştır. 2003’ten sonra geçmişte hayal bile edemeyecekleri hakları elde eden Irak Kürtleri, Bugün Irak’tan toprak talep ediyorlar, Kürtlerin ana amacı Kerkük’e ithal edilen 700 bin Kürt nüfusu bahane ederek petrol zengini Türkmen şehri Kerkük’ü sınırları içine katmak ve hayal ettikleri Kürt devletini (İkinci İsrail’i) kurmaktır.


Dış güçlerin yardımıyla bir Sonraki hedef ise Türkiye, İran ve Suriye’den de toprak talebinde bulunmak. Kürtlerin senaryosu bu ülkelerde de sahneye konulmuştur; kimlik tanıma, anadilde eğitim, özerklik veya federasyon ve son hedef ise Kürt devleti (ikinci İsrail’i) kurmaktır, bilinmelidir ki, bu bir komplo teorisi değildir. Irak’ta bu senaryo 50 sene önce sahneye konulmuştu, Irak’ın durumu ortada! Şimdi ise bu senaryo (kimlik tanıma, anadilde eğitim, özerklik veya federasyon) Türkiye’de sahneye konuldu, yani cehennemin kapısı Türkiye’ye de açılıyor! akıllı anlar.


Bölge ülkeleri, olup bitenleri çok iyi takip etmeli ve birbirleri ile işbirliğine girmelidir. Irak’ta gelişecek ayrılıkçı bir Kürt hareketinin, hele bir Kürt devletinin bölge ülkelerini etkilemeyeceğini düşünmek mümkün müdür?


Irak Krallığı 30 Mayıs 1932 tarihinde, Milletler Cemiyeti tarafından hazırlanan deklarasyonu kabul ettiğini bildirmiş ve 29 Haziran tarihinde Milletler Cemiyeti’ne Irak Krallığı’nın onayladığı deklarasyonu sunarak, Irak, 1932 yılında bir bütün ve sınırları belirlenmiş ‘tam bağımsız’ bir devlet olarak Milletler Cemiyeti’ne üye olmuştur. Yani Irak, Birleşmiş Milletler ve komşuları tarafından tanınan bir bütün ve sınırları belirlenmiş bir ülkedir, bütün dünyada bunu kabul etmiştir. O zaman Irak’ı parçalamak için tezgahlanan bu oyuna, Kürtlere neden dur diyen yok. Kürtler bu sınırsız ve bitmez istekleri Irak halkı arasında Kürtlere karşı kin ve nefret duygusu uyandırmaktadır. İşgalciler 2011’in sonuna kadar Irak’tan gidecek, Kürtleri kim koruyacak?


Kürtlerin hayal ettikleri Irak, Türkiye, İran, Suriye ve Ermenistan topraklarında sözde Kürt devletinin (ikinci İsrail’in) sınırları : İskenderun Körfezi’nin batısından başlayan sınır, Amanos’un doğu ucu ve Toros Dağı’nın otlakları boyunca kuzeydoğu yönünde, Kahramanmaraş ve Malatya’nın yanından geçerek Fırat Nehri’nin batı kıyısı boyunca kıvrılır. Kuzeye doğru ilerler ve Dersim(Tunceli) yaylalarını içine alarak Karasu’nun (Fırat Nehri’nin batısı) oluşturduğu halka boyunca doğuya döner. Buradan Karasu’nun yukarı kısımları boyunca, Erzurum’un içinden geçerek genişler. Bu noktada Kars ilinin bazı bölümlerini içine alarak kuzey-kuzeydoğu yönüne kayar, Türkiye sınırlarını geçerek Ermenistan’daki Alagöz Dağı boyunca ilerler. Nahçivan’ı içine alacak biçimde keskin bir dönüşle Erivan’ın güneyine yönelir, Koy’un doğusundan geçerek Salamas, Urmiye ve Uşnu’yu içine alacak biçimde Urmiye Gölü’nün batı kıyıları boyunca ilerler. Urmiye Gölü’nün güneyinden küçük bir açıyla doğuya yönelir; Miyandup ve Bicar’ın etrafını dolanır. Uzun Kızıl Nehir’in yukarı kısmını keserek Kangavar’a değin gider. Buradan güneybatıya doğru büyük bir yay çizerek Kirmanşah’ı içine alır ve Luristan’ın kuzey sınırındaki Maniş Kuh’ta sonlanır.


Bu noktadan sonra, hilalin iç kenarını oluşturacak şekilde kuzeybatı yönünde ilerler, Hanakin’de İran-Irak sınırının yakınından geçerek Zohab ve Mahidaş ovalarını içine alır. Kızlarbat yakınlarında Diyala Nehri’ni geçerek kuzey-kuzeybatıya yönelir. Kifri ve Kerkük yakınlarından geçerek Altun Köprü’de Küçük Zap’ı keser. Buradan batıya dönerek Karakoç Dağı’nı ve Erbil Yaylası’nı içine alır. Eski Kelek’te Büyük Zap’ı geçerek Musul ve Duhok’a değin Maglup Dağı’nın güney ucunu takip eder ve simayl’e ulaşır. Ardından Dicle’yi kesip önce güneye sonra kuzeye yönelerek Habur yakınlarından geçer ve Sincar Dağı’nı içine alır. Daha sonra batıya yönelerek Yukarı Cezire’nin kuzeyinden geçer. Oradan Tur Abdin ve Karacadağ’ın güney yamacını izler, Türkiye-Suriye sınırı boyunca batıya doğru ilerleyerek Kamışlı, Mardin, Şanlıurfa ve Kilis yakınlarından geçer ve İskenderun Körfezi’nin batısında son bulur. Kürtler, Sözde Türkiye’nin doğusu (Kuzey Kürdistan), Irak’ın kuzeyi (Güney Kürdistan), İran’ın kuzey batısı (Doğu Kürdistan) ve Suriye’nin kuzeyine (Batı Kürdistan) diye gönderme yapıyorlar.


Kürtler, kendilerine ait olmayan toprakları ısrarla talep etmeleri ve bölgeyi sürekli kargaşa ve kaosa sürüklemeleri, bölge insanları ve devletlerinin sabrını taşırmaktadır. bilinmelidir ki başkalarının haklarına tecavüz eden Kürtler, Kürt toplumunun sonunu getirecektir.

ALİ KERKÜKLÜ

ITM

IRAQI TURKMEN MEDIA CENTRE

mardi 21 juin 2011

Gunmen kidnap Turkmen physician in the city of Kerkuk

On Monday morning, Adwal Ali, a physician from the Iraqi Turkoman minority, was kidnapped by three gunmen in front of his house in al-Mu'alimeen district in central city of Kirkuk, some 250 km north of Baghdad, a local police source told Xinhua on condition of anonymity.

Also on Monday, gunmen kidnapped an 11-year-old boy near his house at a village near the city of al-Hawijah, some 50 km southwest of Kirkuk city, the source said without giving further details about the incident.

Earlier in the day, the police reported the killing of two people and the wounding of 13 others in separate attacks in Baghdad on Monday morning, including an attack on a convoy of a foreign security firm guarding French embassy vehicles that wounded four Iraqi guards and three civilians.

Brian Haw, one of the most recognisable figures in the British anti-war movement, has died.







Brian Haw, one of the most recognisable figures in the British anti-war movement, has died.



Haw set up camp outside the UK parliament in 2001 to protest against British and US foreign policy, staying there for 10 years.



Exposing the plight of victims of Britain's policies, Haw remained a thorn in the side of UK politicians who used legislation to him move out of the immediate vicinity of the parliament.



Al Jazeera's Christina Marker reports from London.

dimanche 19 juin 2011

Missing Iraq cash 'as high as $18bn'

Missing Iraq cash 'as high as $18bn'
Iraq's parliament speaker tells Al Jazeera unaccounted reconstruction money is three times the reported $6.6bn.
Last Modified: 19 Jun 2011 07:08

Osama al-Nujaifi, the Iraqi parliament speaker, has told Al Jazeera that the amount of Iraqi money unaccounted for by the US is $18.7bn - three times more than the reported $6.6bn.

Just before departing for a visit to the US, al-Nujaifi said that he has received a report this week based on information from US and Iraqi auditors that the amount of money withdrawn from a fund from Iraqi oil proceeds, but unaccounted for, is much more than the $6.6bn reported missing last week.

"There is a lot of money missing during the first American administration of Iraqi money in the first year of occupation.
"Iraq's development fund has lost around $18bn of Iraqi money in these operations - their location is unknown. Also missing are the documents of expenditure.

"I think it will be discussed soon. There should be an answer to where has Iraqi money gone."

The Bush administration flew in a total of $20bn in cash into the country in 2004. This was money that had come from Iraqi oil sales, surplus funds from the UN oil-for-food programme and seized Iraqi assets.

Officials in Iraq were supposed to give out the money to Iraqi ministries and US contractors, intended for the reconstruction of the country.
'No trace'
The Los Angeles Times reported last week that Iraqi officials argue that the US government was supposed to safeguard the stash under a 2004 legal agreement it signed with Iraq, hence making Washington responsible for the cash that has disappeared.
Pentagon officials have contended for the last six years that they could account for the money if given enough time to track down the records.
The US has audited the money three times, but has still not been able to say exactly where it went.
Al Jazeera's Iraq correspondent, Jane Arraf, reporting from Baghdad, said: "It's an absolutely astonishing figure - this goes back to 2003 and 2004.

"There is going to be a fairly wide net cast - some of them [involved in mishandling of this money] are thought to be US officials, but many here believe that it is the Iraqis who have filled their pockets.

"Safeguarding the money was up to the Americans ... after the invasion, provisional authority here was run by the American military.
"Piles and piles of shrink-wrapped US dollars came here, but the cash coming in is not the important part - it is what happened to it after [it got here].

"There are no documents to indicate who got it, where it was spent and what was ever built from it."
Source:
Al Jazeera

TURKMENS fight for identity in KERKUK

samedi 18 juin 2011

Iraqi Kurdistan: Bloodied, beaten but ready to speak out

By Tracey Shelton and Harem Bahaddin in Sulaimaniyah


Freedom-of-speech protesters in Kurdistan are daily risking their lives



June 18, 2011



SULAIMANIYAH, Kurdistan region 'Iraq', — The masked man screamed insults as he slashed a knife at Ismail Abdulla's face. His words were almost as sharp as the blade.



''You son of a dog,'' the attacker yelled. Others joined in, threatening to rape Abdulla's mother - an unthinkable horror in this part of the world. Then they beat him with their rifle butts, breaking his nose in a burst of blood.



The brutality occurred on May 27, after Abdulla had been abducted by eight men wearing balaclavas and Kurdish army uniforms. He was taken to a remote spot, beaten, cut and threatened with death if he ever participated in anti-government demonstrations again.



''I had been expecting this,'' said the 28-year-old behind dark glasses covering two black eyes. Deep slash marks stretched from his sleeve to his broken fingers.



For two months before the attack, Abdulla took to a podium each day in Sulaimaniyah's public square to rally protesters against government corruption.



Inspired and often overshadowed by pro-reform uprisings throughout the Middle East, Abdulla and other Kurdish activists spearheaded a protest movement that raged in the semi-autonomous region of Iraq from February to April this year.



The streets are calm, for now, but beneath the facade of peace is anger and disillusionment over a government that prefers bullets before dialogue.



If the protests here remained on the sidelines of higher-profile regional revolts, it's because the government wanted it that way and used violence to assure it.



Medical workers said at least 500 protesters were injured and 10 killed by the military over the course of the protests. Activists recorded more than 900 arrests. In many cases the detainees were held without charge. And, like Abdulla, many were beaten, threatened and abused.



An Australian citizen of Kurdish descent recounted his abduction by police in the regional capital, Erbil, during a visit from his home in Sydney. Dr Pshtewan Abdullah joined protesters in an Erbil shopping district when he was abducted by Kurdish secret police and locked in a small room where officers punched and kicked him for more than four hours.



''There was blood coming from my nose, ears, arms, back, thighs, my right eye,'' Abdullah told Amnesty International in his recount of his abduction.

A Kurdish youth is arrested as some 4,000 people rallied in Tahrir Square in the centre of the Sulaimaniyah, Kurdistan region of Iraq, on April 1, 2011. Photo: Getty Images.





Brave few ... Protesters gather in Sulaimaniyah in opposition to Kurdistan government corruption, March 2011. Photo: Saman Majeed.

''Every five minutes they would have a break and then two different officers would replace them … They were swearing at me, swearing on my wife and kids.''



After decades of war against the army of Saddam Hussein, the Kurdistan region gained relative independence in 1991 with the backing of key Western nations including Australia.



Two ruling political parties, the Patriotic Union of Kurdistan (PUK) and the Kurdistan Democratic Party (KDP), still dominate the government and economy. In contrast to the rest of Iraq, security in Kurdistan was stable and business booming - until this year and cries for change.



The protests released a darker side of Kurdistan. More than a month after the demonstrations were quashed by government forces, arrests and threats continue. Hundreds of protesters, journalists and intellectuals remain in hiding.



Joost Hiltermann, Iraqi political analyst for the International Crisis Group qualified the protesters' cries of government corruption saying: ''The Kurdish system of government is opaque, pervasively corrupt and nepotistic, with weak and partisan institutions, political parties that control appointments at all levels of government and favours party members.''



International human rights' groups including Amnesty International, Human Rights Watch and Reporters Without Borders have condemned the brutal crackdown but ruling parties deny the use of excess force, claiming the measures used were necessary for keeping the situation peaceful.



''In Egypt the people had no freedom,'' said Azad Jondyani, a member of the PUK. ''They had no choices. Here people are free to have an opinion, to protest.''



Among their demands, protesters called for the dissolution of party-affiliated militia forces, intelligence and espionage agencies. It is these militia forces that have been instrumental in ending the protests and inciting fear among those involved.



The Minister of the Peshmerga, or security forces, Sheikh Jaafar Mustafa, said the military had never been used in the interests of the ruling parties nor to threaten, harm or intimidate protesters. But others,www.ekurd.netsuch as 300 students from the University of Sulaimaniyah, disagree.



On April 19, in the final days of the protest campaign, government forces rounded up the hundreds of students from the university campus and took them by bus to a secluded location outside the city limits.



Students said for seven hours they were beaten, insulted and kept in the sun without food or water. Female students reported being threatened with rape and referred to as prostitutes.



Today, Sulaimaniyah is cloaked in an uneasy silence. Government forces still stand guard in the town square wielding guns.



''It is a nice lie to say we have democracy in Sulaimaniyah,'' said a protest committee member, Soran Omar, speaking at a secret location. He is in hiding after his home was raided twice and his car set on fire.



''If we have democracy in Iraqi Kurdistan, then democracy is killing and shooting in the street. Democracy is arresting intellectuals and holding them in prison. Democracy is led by murderers and run by government military. This democracy means those who complain, have their tongues cut out.''


http://www.ekurd.net/mismas/articles/misc2011/6/state5191.htm