dimanche 26 mai 2013

Türkmen basını İstanbul’da konuşuldu



Türkmen basını İstanbul’da konuşuldu


Click on picture
http://www.bizturkmeniz.com/tr/index.asp?page=article&id=27628


18-19 Mayıs günleri arası yapılmakta olan 5. Türkmen basın konseyi kurultayı Türkiye’nin İstanbul şehrinde başladı. Türkiye cumhur Başkanının Ortadoğu başdanışmanı Sn. Erşet Hürmüzlünün katıldığı bu kurultaya çok sayıda Türkmen, Arap ve yabancı basın mensupları da katıldı, saygı duruşuyla başlayan kurultayın açılış oturumunda Türkmen basın konseyi genel sekreteri Kemal Bayatlı bir konuşma yaptı, Bayatlı konuşmasında katılımcılara hoş geldi ifadelerinden sonra Türkmen basının yaşadığı sıkıntılara işaret ederek, bu sıkıntıların giderilmesi için nelerin yapılması gerektiğine değindi. Ayni oturumda Irak gazeteciler cemiyeti başkanı Mueyyet El-lami, Azerbaycanlı yazar ve düşünür Gazanfer Paşayiv , MHP millet vekili birer konuşma yaptı.


Türkiye cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül’ün basın kurultayı katılımcılarına gönderdiği mesaj Sn. Erşet Hürmüzlü tarafında okundu. Ayrıca illerden sorumlu Devlet bakanı Turhan müfti ve çok sayıda şahsiyetler tarafından gönderilen tebrik mesajları okundu.


‘Medyanın siyasete etkisi ‘ sloganıyla kurultayın oturumu yazar Ahmet Hürmüzlü tarafında idare edildi.( Mehmet Bayat) adı altında olan bu oturumda: Mueyyet El-lami, Eyat El-Zamili, Sermet El-Tai, Gazvan Casim, Dr. Nebil Casim, Abdul cebbar Aziz birer konuşma yaptı.


( sosyal medyanın toplumdaki etkisi ) adı altında ikinci oturum düzenlendi, Kahtan Hürmüzlü adı verilen bu oturumu Türkmen Gazetecisi Nermin El-Müfti idare etti.


Bu oturuma, Fransa’dan Gilles Munier, Londra’dan Dr. Usame Mehdi, Mısır’dan Ebu Bekir Ebulmect, Belçika’dan Merry Fitzgerald, ABD’den Dr. Barbara aziz birer konuşma yaparak Türkmen halkının uğradığı haksızlıklardan yeterince bilgi edinmediklerine vurgu yaptılar.

Not- bu haber yazılırken kurultay çalışmaları devam etmekteydi gelecek saatlerde diğer oturumların haberini aktaracağız.

Aşağıda Türkmen Basın konseyi genel sekreteri Sn. Kemal Bayatlı’nın konuşmasının metni:

5. TBK Açılış Konuşması


Sayın, Cumhurbaşkanı Ortadoğu Başdanışmanı,

Sayın, Milletvekillerim,

Sayın, Türkmen Basın Konseyi Delegeleri

Sayın Protokol,

Sayın Medya Mensupları

Değerli Misafirler,

5. Türkmen Basın Konseyine hoş geldiniz,

Irak basını Türkmenlerle başlamıştır. El Zavra gazetesi Irak’ta ilk basılı yayındır. O günden bu yana çok ağır şartlar altında olsa da gazetelerimiz, dergilerimiz yayından eksik olmamıştır.

Bu uğurda canından olan ve şehit düşen gazetecilerimizi saygıyla anıyoruz. Yetmişlerin başında ilk şehit gazetecimiz Cevdet Avcı’yı ve arkasından meydanlarda şehit düşen ve yaralanan bütün medya mensubunu saygıyla anıyoruz.

***

Değerli Misafirler,

Açık yüreklilikle söylemek gerekir ki, 100 yılın üzerinde bir geçmişi olan Türkmen basını, bugün hala istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Biz bunun için çabalıyoruz. Konseyimiz göz önüne bir takım hedefler koyup adım adım ona doğru ilerlemeye çalışıyoruz.

Yazılı ve görsel basınımızın çağdaş basın ilkelerine sahip olması ve dünyadaki medyada yerini alması için koşacağı kulvarda Irak’ta Türkmen sorununu da dile getirmesi başlıca hedefimizdir.

Bu noktadan hareketle, son iki yıl içinde ne yaptığımızı size aktararak zamanınızı almak istemiyorum.

Ancak şunu vurgulamakta yarar görmekteyim; kuruluşundan beri Konseyimiz Türkmen medyası için aşama aşama tavsiyeler ve kararlar almıştır. Sağ olsun pek çok Türkmen yayın organı konsey deklarasyonuna uyup sevindirici ilerlemeler kat etmiştir.

Konseyimiz Irak Türkmen sivil toplum örgütleri arasında en geniş yere sahip ve aynı anda en geniş kitleye hitap etmektedir.

Türkmen Basın Konseyi her dönem daha da büyüdüğünü, konseye katılımların çoğaldığını ve konseyde yer alma arzusunu her kuruluştan, her medya mensubundan üst üste gelen taleplerden anlayabiliyoruz.

Sadece Irak Türkmen medyası kuruluşları ve mensupları değil; Irak’ta Arap, Kürt ve Hıristiyan medya mensupları da katılıp konseyin kurultayını takip etmek istedikleri gibi Avrupa’nın pek çok ülkesinden de gazeteci ve medya mensubu kurultaya katılmaya başlamıştır. Bu durum bize mutluluk vermekte ve azmimizi artırmaktadır.


Değerli katılımcılar;

Dünyada medya çok hızlı gelişmekte ve genişlemektedir. Her gün yeni metotlar uygulanmakta ve yeni ekipmanlar ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeye ayak uydurmak kolay değil. Türkmen medyası ise Irak rejimleri tarafından onlarca yıl baskı altında tutulduğu ve ihmal edildiği için bu yarışta zorlanmaktadır.

Her şeye rağmen Türkmen medyası yarıştan kopmuş değil. Medya ve basın mensuplarımız kısıtlı imkanlarıyla seslerini duyurmaya, toplumla iç içe olmaya ve görevlerini yapmaya çalışmaktadırlar. Bura da bir İstisna gerekirse; Görsel alanda çok gerilerde kalan bir kuruluşumuzun durumu bizi üzmektedir. Ellerinde bulunan büyük imkanlar heder olup gitmektedir.

Değerli Misafirler,

Basında özgürlük kelimesi bazıları tarafından yanlış algılandığını görüyoruz. Fikir özgürlüğü insanların tüzel haklarına dil uzatmak değildir. Bireye, topluma saldırmak değildir. Medya güreş arenası değildir. Konseyimizin bu hususta çok muzdarip olduğunu baştan belirtmek istiyorum.

Medya dürüstlük, saygı, fikir, ileri görüş demektir.

Geçen 4. Kurultayımızda da anlatmıştım. Türkçe kelimeleri arasında hiç ama hiç küfür kelimesi yoktur. Türkçeye giren küfür kelimeleri hepsi başka dillerden güzelim Türkçemize girmiştir. Yanı bizim mayamız güzel sözlerle, hoşgörüyle yoğrulmuştur.

Bizim atasözlerimize bakıldığında düşmanımıza bile beddua etmeyiz.

“Allah düşmanımın başına vermesin” deriz, “Allah ıslah etsin” deriz.

Böyle bir anlayışa sahip olan Türk milleti gazete sayfalarında, internette ağza alınmayacak kelimelerin sarf edilmesi hiç ama hiç kabul edilemez.

Gazete sayfaları birer aynadır, okuldur. Hal bu iken, gazete yöneticileri, internet editörleri yayınladıkları her yazıda reytingi değil; yayınlayacakları yazı, yayınlayacakları yorum topluma ne kazandırdığını düşünmesi gerekir.

Değerli dostlar,

Irak çetin bir dönemeçten geçiyor. Pek çok odak mezhepçiliği, etnik yapıyı körüklemeye çalışıyor. Kardeşi kardeşe kırdırıyor. Bu hassas konularda gazeteler, televizyonlar, internet sayfaları art niyetlere alet olmamalıdır.

Irak’ta yasaların ne kadar kör topal işlediğini hepimiz biliyoruz. Ancak medya mensubunun Vicdanı en işlek yasa olmalı. Asla ve asla aktardığımız haberde ayrımcılığa sebebiyet vermemeliyiz.

Politikacıların demeçlerinde toplumu mezhep çatışmasına kışkırtıyorsa asla ekranlarımızda, gazetelerimizde yer vermemeliyiz.

Aynı toplumun ulusal kanalları hitap ettiği toplum arasında ayrımcılık yapması kabul edilecek bir konu değildir. Medyanın haber, bilgi aktarımında toplum katmanlarını iyi düşünmesi gerekir.

Çok yakın bir zamanda Bulgaristan seçimlerinde bazı televizyon kanalları tek taraflı davrandı. Buda halk arasında ters tepkiye yol açtı ve televizyon kanalının sık sık propagandasını yaptığı kişi değil propagandasız, reklamsız kişiler seçimi kazandı.

Yani ekran yöneticileri sokaktaki insanın, seyircinin hassasiyetine önem vermeli.

Seyirci akıllıdır. Bir tuşa basmakla televizyon kanalını kapatıp her şeyi tepe taklak eder, yalnız bırakabilir. İzlenmeyen medya okunmayan basın toplum tarafından yalnız bırakılmış öksüz çocuklardır. Umarım ki medyamız bu duruma düşmez.

Irak’ta Türkmen medyası ve basını uzun yıllardan sonra bir nebze olsun özgürlüğüne kavuşmuştur. 2003 ten beri Irak’ta yeni dönem, yeni rejim var. Ancak topluma karşı olan sorumluluklarını yerine getirirken; devletin de ona karşı sorumlulukları vardır. Sakın yanlış anlaşılmasın. Devlet müdahale etsin demiyorum. Fakat devletlerin toplumların kendilerini ifade edebilmeleri için bir takım kurumsal düzenlemeler yapmalıdır.

Irak hükümetinden Türkmen medyasına daha ilgi ve alaka bekliyoruz.

Destek bekliyoruz. Irak’ta bütün medya kuruluşları ile yan yana Irak’ımız için ne gerekiyorsa yapılabilmesi için elbette hükümetten destek bekliyoruz.

Taleplerimizin başında:

• Kerkük’te bir Türkmen Basın Konseyi binası istiyoruz.

• Türkmen basını için bütçede yer verilmesini istiyoruz.

• Pek çok iletişim mezunu olan Türkmen genci işsiz ve boşta. İletişim fakültelerinden mezun olan Türkmen öğrencilerini devletin televizyon ve radyo müesseselerinde kadroya alınmalarını istiyoruz,

• Yurtdışı mesleki iletişim eğitimlerinde Türkmen öğrencilerini mutlaka kontenjanlara dahil edilmelerini istiyoruz,

• Aramızda Irak Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı var. Sağ olsunlar bizi kırmadılar kurultayımıza katıldılar. İşte fırsat bu ya kendilerinden Türkmen basın mağdurlarını kucaklamalarını bekliyoruz. Cemiyet üyelik sınavlarında haber hazırlama, aktarmalarda Türkçe/Türkmenceye de ver verilmeli. Bu bir ana yasal haktır.

Türkmen gazeteciler için Cemiyete üyeliklerinin kaydını ve Irak basınında yer verilmelerini istiyoruz.

Bu arada iğneyi kendimize batıralım. Büyük Türkmen iş adamları var. Özel kanallar açmalarını, gazeteler çıkarmaları yani modern ifadeyle Medya Patronları olmalarını bekliyoruz. Bizimde medya patronumuz var diyelim. Göğsümüz kabarsın. Tabii bu öneride bulunurken Türkmen Basın Konseyi Deklarasyonun ilkelerini unutmamalarını peşinen hatırlatayım.

Evet değerli dostlar,

Medya çağımızın en önemli aygıtıdır. Silahı demek istemiyorum. Medyayı silahla bağdaştırmak hoşlanmadığım bir ifadedir.


Değerli Dostlar,

Pek çok Türkmen medya mensubunu aramızda görmek isterdik. Onlar da aramızda olmak için çok hazırlıklı idiler. Ancak bazı idari ve idareci problemlerden dolayı, izinleri iptal edildi ve gelemdiler. O arkadaşlar bilsinler ki, bu kurultayda onların nefesleri aramızda olup onları manevi delege olarak kabul ediyoruz.

Çok isterdik ki büyük ustadlarımızı aramızda görelim; Ata Terzibaşı, Ali Marufoğlu, Fuat Hamdi, Vahdettin Bahattin ve diğerleri… Ancak sağlık durumları ve yol meşakkati katılmalarını engelledi. Buradan kurultayımız adına hepsine saygı ve hürmetlerimizi gönderiyoruz.

5. Kurultayımıza dünyaca ünlü ve özellikle Irak’ı defalarca ziyaret edip gazetecilik adına gerçeklerin peşinden koşan ve yazılarına aktaran pek çok yabancı gazeteci ve medya mensubu var. Amerika Birleşik Devletlerinden, Fransa’dan, Almanya’dan, İsveç, İsviçre, Kanada ve İngiltere’den medya emektarı aramızdalar. Onlara ayarıca teşekkür etmek istiyorum. Onlarında fikirlerinden yararlanacağız elbette. Onlara da hoş geldiniz diyorum.

Kurultayımızın başarılı geçmesi için desteklerini esirgemeyen TİKA’ya, BYEGM’ne, Türk Akraba Topluluğu Daire Başkanlığına, Prespectiv Turuzim şirketine, Green Park otel yetkili ve çalışanlarına ve 6 aydan beri didinip çalışan hazırlık komisyonunda Mehmet Tütüncü ve Şükran Kayacı beylere teşekkür ederim.

Tabii bizleri kırmayıp sizler değerli protokol ve delegelerimize de ayrı ayrı teşekkür ederim.

5. TBK kurultayına tekrar hoş geldiniz

Kemal Beyatlı

Türkmen Basın Konseyi Genel Sekreteri

18 Mayıs 2013, Cumartesi

The Green Park Hotel – Pendik


http://www.bizturkmeniz.com/tr/index.asp?page=article&id=27628

vendredi 24 mai 2013

Iraq pledges legal action against Kurdistan oil exports to Turkey

File photo shows tanker trucks waiting to be loaded at Taq Taq oil field in the Iraqi city of Erbil.
File photo shows tanker trucks waiting to be loaded at Taq Taq oil field in the Iraqi city of Erbil.

Fri May 24, 2013 6:31AM GMT


The Iraqi government has vowed to take legal action against companies that export crude oil from the semi-autonomous Kurdistan region to Turkey.

Iraqi Deputy Prime Minister for Energy Affairs Hussein al-Shahristani said on Friday, “Any oil that is taken out of the country and payments not made to the Iraqi people through the central government is considered to be taking Iraq’s national wealth.”


“There are a number of means the Iraqi government is considering, and any responsible government would have the same priority to protect the wealth of the people,” Shahristani stated.
Crude exports from the Taq Taq oil field in the Kurdistan region to Turkey’s port city of Mersin have risen to more than 40,000 barrels per day (bpd). The exports, which began in early January, are expected to hit around 60,000 bpd by the end of June.

Ties have soured between Turkey and Iraq over the energy relations between Ankara and the Kurdistan Regional Government.

Shahristani also said Baghdad might take legal action against Ankara over its energy deals with Kurdistan, signed on April 3. The Iraqi official added that exporting oil to Turkey from Kurdistan was an act of smuggling that violated the Iraqi law.

On March 29, Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan said Ankara was negotiating the terms of an energy deal with Kurdistan.

Erdogan defended the deal as a “win-win” agreement for both Turkey and the Kurdistan Regional Government, claiming that the region had the right to use part of its energy resources with whichever country it wanted.

MKA/HSN

mercredi 22 mai 2013

Iraqis in Belgium commemorated the Victims of mass graves in Iraq

 Recognition and Commemoration of the Victims of Mass Graves in Iraq

Please click on the pictures to enlarge


??????????????????????????
 His Excellency Ambassador Mohammed Abdullah Al-Humaimidi, Ambassador of the Iraqi Republic in Belgium
with Dr. Hassan Aydinli Iraqi Turkmen Front EU Representative and Merry Fitzgerald
iraqi embassy 20 May 2013 015

On 20th May 2013,  Iraqis living in Belgium commemorated the sad discovery of mass graves in Iraq 

Below are some of the photos of the mass graves which were displayed
iraqi embassy 20 May 2013 003
iraqi embassy 20 May 2013 001
iraqi embassy 20 May 2013 048
iraqi embassy 20 May 2013 052
ITF EU Representative Dr Hassan Aydinli was interviewed by Kerbela TV
iraqi embassy 20 May 2013 032
After a speech by His Excellency the Ambassador of Iraq there was a minute of silence to commemorate the martyrs.

Türkmen basını İstanbul’da konuşuldu


http://www.bizturkmeniz.com/tr/index.asp?page=article&id=27628




Please click on the picture to enlarge

18-19 Mayıs günleri arası yapılmakta olan 5. Türkmen basın konseyi kurultayı Türkiye’nin İstanbul şehrinde başladı. Türkiye cumhur Başkanının Ortadoğu başdanışmanı Sn. Erşet Hürmüzlünün katıldığı bu kurultaya çok sayıda Türkmen, Arap ve yabancı basın mensupları da katıldı, saygı duruşuyla başlayan kurultayın açılış oturumunda Türkmen basın konseyi genel sekreteri Kemal Bayatlı bir konuşma yaptı, Bayatlı konuşmasında katılımcılara hoş geldi ifadelerinden sonra Türkmen basının yaşadığı sıkıntılara işaret ederek, bu sıkıntıların giderilmesi için nelerin yapılması gerektiğine değindi. Ayni oturumda Irak gazeteciler cemiyeti başkanı Mueyyet El-lami, Azerbaycanlı yazar ve düşünür Gazanfer Paşayiv , MHP millet vekili birer konuşma yaptı.
Türkiye cumhurbaşkanı Sn. Abdullah Gül’ün basın kurultayı katılımcılarına gönderdiği mesaj Sn. Erşet Hürmüzlü tarafında okundu. Ayrıca illerden sorumlu Devlet bakanı Turhan müfti ve çok sayıda şahsiyetler tarafından gönderilen tebrik mesajları okundu. 

‘Medyanın siyasete etkisi ‘ sloganıyla kurultayın oturumu yazar Ahmet Hürmüzlü tarafında idare edildi.( Mehmet Bayat) adı altında olan bu oturumda: Mueyyet El-lami, Eyat El-Zamili, Sermet El-Tai, Gazvan Casim, Dr. Nebil Casim, Abdul cebbar Aziz birer konuşma yaptı.

( sosyal medyanın toplumdaki etkisi ) adı altında ikinci oturum düzenlendi, Kahtan Hürmüzlü adı verilen bu oturumu Türkmen Gazetecisi Nermin El-Müfti idare etti.

Bu oturuma, Fransa’dan Gilles Munier, Londra’dan Dr. Usame Mehdi, Mısır’dan Ebu Bekir Ebulmect, Belçika’dan Merry Fitzgerald, ABD’den Dr. Barbara aziz birer konuşma yaparak Türkmen halkının uğradığı haksızlıklardan yeterince bilgi edinmediklerine vurgu yaptılar. 

Not- bu haber yazılırken kurultay çalışmaları devam etmekteydi gelecek saatlerde diğer oturumların haberini aktaracağız.
Aşağıda Türkmen Basın konseyi genel sekreteri Sn. Kemal Bayatlı’nın konuşmasının metni:
5. TBK Açılış Konuşması

Sayın, Cumhurbaşkanı Ortadoğu Başdanışmanı,
Sayın, Milletvekillerim,
Sayın, Türkmen Basın Konseyi Delegeleri
Sayın Protokol,
Sayın Medya Mensupları
Değerli Misafirler,
5. Türkmen Basın Konseyine hoş geldiniz,
Irak basını Türkmenlerle başlamıştır. El Zavra gazetesi Irak’ta ilk basılı yayındır. O günden bu yana çok ağır şartlar altında olsa da gazetelerimiz, dergilerimiz yayından eksik olmamıştır.
Bu uğurda canından olan ve şehit düşen gazetecilerimizi saygıyla anıyoruz. Yetmişlerin başında ilk şehit gazetecimiz Cevdet Avcı’yı ve arkasından meydanlarda şehit düşen ve yaralanan bütün medya mensubunu saygıyla anıyoruz.
***
Değerli Misafirler,
Açık yüreklilikle söylemek gerekir ki, 100 yılın üzerinde bir geçmişi olan Türkmen basını, bugün hala istenilen seviyeye ulaşamamıştır. Biz bunun için çabalıyoruz. Konseyimiz göz önüne bir takım hedefler koyup adım adım ona doğru ilerlemeye çalışıyoruz.
Yazılı ve görsel basınımızın çağdaş basın ilkelerine sahip olması ve dünyadaki medyada yerini alması için koşacağı kulvarda Irak’ta Türkmen sorununu da dile getirmesi başlıca hedefimizdir.
Bu noktadan hareketle, son iki yıl içinde ne yaptığımızı size aktararak zamanınızı almak istemiyorum.
Ancak şunu vurgulamakta yarar görmekteyim; kuruluşundan beri Konseyimiz Türkmen medyası için aşama aşama tavsiyeler ve kararlar almıştır. Sağ olsun pek çok Türkmen yayın organı konsey deklarasyonuna uyup sevindirici ilerlemeler kat etmiştir.
Konseyimiz Irak Türkmen sivil toplum örgütleri arasında en geniş yere sahip ve aynı anda en geniş kitleye hitap etmektedir.
Türkmen Basın Konseyi her dönem daha da büyüdüğünü, konseye katılımların çoğaldığını ve konseyde yer alma arzusunu her kuruluştan, her medya mensubundan üst üste gelen taleplerden anlayabiliyoruz.
Sadece Irak Türkmen medyası kuruluşları ve mensupları değil; Irak’ta Arap, Kürt ve Hıristiyan medya mensupları da katılıp konseyin kurultayını takip etmek istedikleri gibi Avrupa’nın pek çok ülkesinden de gazeteci ve medya mensubu kurultaya katılmaya başlamıştır. Bu durum bize mutluluk vermekte ve azmimizi artırmaktadır.



Değerli katılımcılar;
Dünyada medya çok hızlı gelişmekte ve genişlemektedir. Her gün yeni metotlar uygulanmakta ve yeni ekipmanlar ortaya çıkmaktadır. Bu gelişmeye ayak uydurmak kolay değil. Türkmen medyası ise Irak rejimleri tarafından onlarca yıl baskı altında tutulduğu ve ihmal edildiği için bu yarışta zorlanmaktadır.
Her şeye rağmen Türkmen medyası yarıştan kopmuş değil. Medya ve basın mensuplarımız kısıtlı imkanlarıyla seslerini duyurmaya, toplumla iç içe olmaya ve görevlerini yapmaya çalışmaktadırlar. Bura da bir İstisna gerekirse; Görsel alanda çok gerilerde kalan bir kuruluşumuzun durumu bizi üzmektedir. Ellerinde bulunan büyük imkanlar heder olup gitmektedir.
Değerli Misafirler,
Basında özgürlük kelimesi bazıları tarafından yanlış algılandığını görüyoruz. Fikir özgürlüğü insanların tüzel haklarına dil uzatmak değildir. Bireye, topluma saldırmak değildir. Medya güreş arenası değildir. Konseyimizin bu hususta çok muzdarip olduğunu baştan belirtmek istiyorum.
Medya dürüstlük, saygı, fikir, ileri görüş demektir.
Geçen 4. Kurultayımızda da anlatmıştım. Türkçe kelimeleri arasında hiç ama hiç küfür kelimesi yoktur. Türkçeye giren küfür kelimeleri hepsi başka dillerden güzelim Türkçemize girmiştir. Yanı bizim mayamız güzel sözlerle, hoşgörüyle yoğrulmuştur.
Bizim atasözlerimize bakıldığında düşmanımıza bile beddua etmeyiz.
“Allah düşmanımın başına vermesin” deriz, “Allah ıslah etsin” deriz.
Böyle bir anlayışa sahip olan Türk milleti gazete sayfalarında, internette ağza alınmayacak kelimelerin sarf edilmesi hiç ama hiç kabul edilemez.
Gazete sayfaları birer aynadır, okuldur. Hal bu iken, gazete yöneticileri, internet editörleri yayınladıkları her yazıda reytingi değil; yayınlayacakları yazı, yayınlayacakları yorum topluma ne kazandırdığını düşünmesi gerekir.
Değerli dostlar,
Irak çetin bir dönemeçten geçiyor. Pek çok odak mezhepçiliği, etnik yapıyı körüklemeye çalışıyor. Kardeşi kardeşe kırdırıyor. Bu hassas konularda gazeteler, televizyonlar, internet sayfaları art niyetlere alet olmamalıdır.
Irak’ta yasaların ne kadar kör topal işlediğini hepimiz biliyoruz. Ancak medya mensubunun Vicdanı en işlek yasa olmalı. Asla ve asla aktardığımız haberde ayrımcılığa sebebiyet vermemeliyiz.
Politikacıların demeçlerinde toplumu mezhep çatışmasına kışkırtıyorsa asla ekranlarımızda, gazetelerimizde yer vermemeliyiz.
Aynı toplumun ulusal kanalları hitap ettiği toplum arasında ayrımcılık yapması kabul edilecek bir konu değildir. Medyanın haber, bilgi aktarımında toplum katmanlarını iyi düşünmesi gerekir.
Çok yakın bir zamanda Bulgaristan seçimlerinde bazı televizyon kanalları tek taraflı davrandı. Buda halk arasında ters tepkiye yol açtı ve televizyon kanalının sık sık propagandasını yaptığı kişi değil propagandasız, reklamsız kişiler seçimi kazandı.
Yani ekran yöneticileri sokaktaki insanın, seyircinin hassasiyetine önem vermeli.
Seyirci akıllıdır. Bir tuşa basmakla televizyon kanalını kapatıp her şeyi tepe taklak eder, yalnız bırakabilir. İzlenmeyen medya okunmayan basın toplum tarafından yalnız bırakılmış öksüz çocuklardır. Umarım ki medyamız bu duruma düşmez.
Irak’ta Türkmen medyası ve basını uzun yıllardan sonra bir nebze olsun özgürlüğüne kavuşmuştur. 2003 ten beri Irak’ta yeni dönem, yeni rejim var. Ancak topluma karşı olan sorumluluklarını yerine getirirken; devletin de ona karşı sorumlulukları vardır. Sakın yanlış anlaşılmasın. Devlet müdahale etsin demiyorum. Fakat devletlerin toplumların kendilerini ifade edebilmeleri için bir takım kurumsal düzenlemeler yapmalıdır.
Irak hükümetinden Türkmen medyasına daha ilgi ve alaka bekliyoruz.
Destek bekliyoruz. Irak’ta bütün medya kuruluşları ile yan yana Irak’ımız için ne gerekiyorsa yapılabilmesi için elbette hükümetten destek bekliyoruz.
Taleplerimizin başında:
• Kerkük’te bir Türkmen Basın Konseyi binası istiyoruz.
• Türkmen basını için bütçede yer verilmesini istiyoruz.
• Pek çok iletişim mezunu olan Türkmen genci işsiz ve boşta. İletişim fakültelerinden mezun olan Türkmen öğrencilerini devletin televizyon ve radyo müesseselerinde kadroya alınmalarını istiyoruz,
• Yurtdışı mesleki iletişim eğitimlerinde Türkmen öğrencilerini mutlaka kontenjanlara dahil edilmelerini istiyoruz,
• Aramızda Irak Gazeteciler Cemiyeti Genel Başkanı var. Sağ olsunlar bizi kırmadılar kurultayımıza katıldılar. İşte fırsat bu ya kendilerinden Türkmen basın mağdurlarını kucaklamalarını bekliyoruz. Cemiyet üyelik sınavlarında haber hazırlama, aktarmalarda Türkçe/Türkmenceye de ver verilmeli. Bu bir ana yasal haktır.
Türkmen gazeteciler için Cemiyete üyeliklerinin kaydını ve Irak basınında yer verilmelerini istiyoruz.
Bu arada iğneyi kendimize batıralım. Büyük Türkmen iş adamları var. Özel kanallar açmalarını, gazeteler çıkarmaları yani modern ifadeyle Medya Patronları olmalarını bekliyoruz. Bizimde medya patronumuz var diyelim. Göğsümüz kabarsın. Tabii bu öneride bulunurken Türkmen Basın Konseyi Deklarasyonun ilkelerini unutmamalarını peşinen hatırlatayım.
Evet değerli dostlar,
Medya çağımızın en önemli aygıtıdır. Silahı demek istemiyorum. Medyayı silahla bağdaştırmak hoşlanmadığım bir ifadedir.

Değerli Dostlar,
Pek çok Türkmen medya mensubunu aramızda görmek isterdik. Onlar da aramızda olmak için çok hazırlıklı idiler. Ancak bazı idari ve idareci problemlerden dolayı, izinleri iptal edildi ve gelemdiler. O arkadaşlar bilsinler ki, bu kurultayda onların nefesleri aramızda olup onları manevi delege olarak kabul ediyoruz.
Çok isterdik ki büyük ustadlarımızı aramızda görelim; Ata Terzibaşı, Ali Marufoğlu, Fuat Hamdi, Vahdettin Bahattin ve diğerleri… Ancak sağlık durumları ve yol meşakkati katılmalarını engelledi. Buradan kurultayımız adına hepsine saygı ve hürmetlerimizi gönderiyoruz.
5. Kurultayımıza dünyaca ünlü ve özellikle Irak’ı defalarca ziyaret edip gazetecilik adına gerçeklerin peşinden koşan ve yazılarına aktaran pek çok yabancı gazeteci ve medya mensubu var. Amerika Birleşik Devletlerinden, Fransa’dan, Almanya’dan, İsveç, İsviçre, Kanada ve İngiltere’den medya emektarı aramızdalar. Onlara ayarıca teşekkür etmek istiyorum. Onlarında fikirlerinden yararlanacağız elbette. Onlara da hoş geldiniz diyorum.
Kurultayımızın başarılı geçmesi için desteklerini esirgemeyen TİKA’ya, BYEGM’ne, Türk Akraba Topluluğu Daire Başkanlığına, Prespectiv Turuzim şirketine, Green Park otel yetkili ve çalışanlarına ve 6 aydan beri didinip çalışan hazırlık komisyonunda Mehmet Tütüncü ve Şükran Kayacı beylere teşekkür ederim.
Tabii bizleri kırmayıp sizler değerli protokol ve delegelerimize de ayrı ayrı teşekkür ederim.
5. TBK kurultayına tekrar hoş geldiniz
Kemal Beyatlı
Türkmen Basın Konseyi Genel Sekreteri
18 Mayıs 2013, Cumartesi
The Green Park Hotel – Pendik

mardi 21 mai 2013

5th Iraqi Turkmen Media & Press Conference - Istanbul MAY 18-19 2013

ITF European Union representative Dr. Hassan Aydinli and ITF Turkey representative Dr. Hicran Kazanci 

5th Iraqi Turkmen Media & Press Conference - Istanbul MAY 18-19 2013


"The correct information and the right comment at the right timing"



Dr Barbara Aziz (USA); Dr Osama Mahdy - Journalist at Elaph; Gilles Munier (France)  France Irak Actualité; Nermeen Al-Mufti (Moderator) Iraqi Journalist; Audday El-Katib Cezire TV; Abou Bekir Abulmajid (Egypt) Journalist; Merry Fitzgerald (Belgium) Europe-Turkmen Friendships.

The conference took place at The Green Park - Pendik Hotel & Convention Center, Pendik, Istanbul.


Shokran Kayaci, Journalist Biz Türkmeniz; Dr. Hassan Aydinli ITF EU Representative
































5. Türkmen Basın konseyine uluslarası katılım



Basın konseyine uluslarası katılım

5. Türkmen basın konseyi kurultayına Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün  Ortadoğu başdanışmanı Erşt Hürmüzlünün yanı sıra  çok sayıda Türkmen, Arap ve yabancı basın mensupları da katıldı. 

Basın Konseyine katılan Irak Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Mueyyet El-lami, Azerbaycanlı yazar ve düşünür Gazanfer Paşayiv delegelere hitap ettiler. 

Yien oturumlarda Mueyyet El-lami, Eyat El-Zamili, Sermet El-Tai, Gazvan Casim, Dr. Nebil Casim, Abdul cebbar Aziz birer konuşma yaptı.

Fransa’dan Gilles Munier, Londra’dan Dr. Usame Mehdi, Mısır’dan Ebu Bekir Ebulmect, Belçika’dan Merry Fitzgerald, ABD’den Dr. Barbara aziz birer konuşma yaptılar.

Güngör Yavuzaslan

mardi 14 mai 2013

IRAQI TURKMEN FRONT TURKEY REPRESENTATION: WE SHARE THE PAIN OF 76 MILLION


      

Iraqi Turkmen Front Turkey Representation made a statement regarding the attacks in Reyhanlı and condemned the attacks with ‘vehemence’ and ‘loathing’.
As the Iraqi Turkmen Front Turkey Representation condemned the explosives attacks in Reyhanlı which killed and injured many people with ‘vehemence’ and ‘loathing’ the Representation also stated that ‘we deeply share the pain of our 76 brothers’.
Iraqi Turkmen Front Turkey Representation made the following statement regarding the attacks in Reyhanlı:
“We are fully confident that these atrocious attacks which are endeavoring to pull Turkey into a spiral of violence are doomed to fail. The Republic of Turkey is a great State and strong enough to overcome this sorrow. The Turkish nation will not allow its unity and integrity to be compromised. We ask the mercy of God on the souls of our brothers who lost their lives in the attacks and condolences to their families and relatives and hope that our wounded brothers get well soon.”

dimanche 5 mai 2013

The Tragedy of the inhabitants of the Turkmen village of Beşir, Kirkuk Province, Northern Iraq

Beşir is situated 20 km south-west of Kirkuk


Twenty seven years ago, in 1986, the  6.000 inhabitants of the Turkmen village of Beşir (Beshir) situated in Kirkuk Province, Northern Iraq, were illegally evicted from their homes and their agricultural lands were illegally confiscated under the arabization policy of the former Iraqi regime. 

Some time later the former Iraqi regime ordered the destruction of all the houses in order to prevent the inhabitants of Beşir from returning to live in their village.

The lands belonging to the Turkmens were given to Arabs from neighbouring areas, in application of a policy of the Baath regime designed to arabise Turkmen towns and villages in Kirkuk province. The name of Beşir was arabised and became 'Al-Bashir'.

Today, ten years after the regime change in Iraq, the people of Beşir have still not recuperated their agricultural lands and they are still waiting to receive compensation for the destruction of their homes, the confiscation of their agricultural lands and their loss of income.


The unresolved property claims of the inhabitants of the Turkmen village of Beşir.

Beşir (Beshir) is a large Turkmen village in the north of Iraq, it is situated 20 km south-west of Kirkuk, it lies on the Khassa River which takes its source in the mountains north of Kirkuk. Beşir was built by the Turkmens in the middle of a vast plain of fertile agricultural lands. The Turkmens cultivated the land and produced cereals, fruits and vegetables, they also raised cattle, mainly ovine and bovine.

During the Ottoman rule, Beşir’s inhabitants had registered their lands officially in their names and the government had issued them official land property certificates or “deeds”.  During the early years of the newly founded Iraqi state (in 1921) the people of Beşir renewed their land registration certificates and deeds.

From 1921 up to 1958 Beşir had grown bigger and its inhabitants enjoyed economic growth,  they built a new school and a medical centre.  They started mechanizing and modernizing their farming tools and equipment, they bought tractors and harvesting equipment and they extended their farms beyond their officially registered lands and cultivated ‘government owned lands’ at the border of their village as these were not used by anyone.  These lands were called “Amiri” lands and the Turkmens payed an extra yearly tax to the government to cultivate these lands.

In 1959, one year after the toppling of the monarchy in Iraq, a land reform law was issued to regulate land ownership restricting the use of “Amiri” lands in order to distribute them to the landless Arabs.  Gradually these “Amiri” lands were taken from the Beşir farmers to be given “in theory” to poor Arab farmers.  Unfortunately, all these “Amiri” lands fell under the control of some politically influential people, relatives of well known Arab and Kurdish feudal lords called Sheiks and Aghas.

This is how the Turkmen village of Beşir was rapidly surrounded by new Arab and Kurdish villages.

Despite the loss of the “Amiri” lands, the inhabitants of  Beşir managed to improve their income thanks to the mechanization of agriculture and the regular use of fertilizers starting in the early 1960s. In addition, a new generation of young people from Beşir who had graduated from institutes and colleges were appointed in well paid government jobs thus contributing to the social progress of the village.

In the 1970’s Beşir had become a thriving Turkmen village of some 700 families (over 5.000 people) who owned 48.000 donums (+/- 12.000 hectars) of farmland. It had five schools, a good size hospital, a police station, seven mosques, a potable water system and electricity supply to all houses. 

In the early 1980’s, after the start of the Iraq-Iran war, and despite the enrolment of several hundreds of young men from Beşir in the army to fight in the front lines against Iran, the government security forces arrested hundreds of intellectuals from Beşir,  accusing them of being activists in the outlawed Islamic Da’wa party, many of these intellectuals were later executed.

Beşir: a thriving Turkmen village in northern Iraq whose inhabitants were expelled under the arabisation policy of the former regime.

Beşir’s inhabitants were all Turkmens whose ancestors had built the village several centuries ago. They had developed the village and had constituted a well organized community where people lived in good harmony and cooperation with each other and in good intelligence with their neighbours until 1986 when they were expelled from their village and their land and properties were confiscated and given to Arabs from neighbouring areas, in application of a policy of the former regime designed to arabise Turkmen towns and villages in Kirkuk province.

The Ethnic Cleansing of the Turkmens of Beşir

In 1986 the misfortune of the people of Beşir reached its peak when the entire community was expelled from the village, their lands and houses were confiscated to be given to Arabs from neighbouring areas and the name of Beşir was arabised and became ‘Al-Bashir’.  
 
Thus, while the young Turkmens of Beşir were used as cannon fodder to fight in the war against Iran, their families were subjected to terrible human rights abuses, they were victims of forced displacement and expulsion from their homes, with confiscation of their lands and properties, without any valid reason or any legal justification. They were moved to some communal compounds, which had been built in a rush to serve as transitional residence for these forcibly displaced people, on the road to Tikrit.

After a year in these compounds almost all the families from Beşir were dispersed to cities throughout Iraq, i.e. Basra, Diyala, Erbil, Kut, etc.  without being provided with housing and without receiving any compensation for their illegally confiscated properties and lands.

Moreover, the Iraqi authorities completely destroyed the homes of the Beşir people to prevent them from returning (see picture below)




Dr. Hassan Aydinli standing on the spot where his family house stood before it was demolished under the arabization policy of the former regime.


After the displacement of the Turkmens, the Iraqi government embarked on a major irrigation project in the Beşir area, greatly increasing the productivity of the land. In the mid-1990s, the government began resettling Arab tribesmen in the area, offering them twenty-five donums of irrigated farmland on annual leases. More than 200 Arab families moved to the area.

During the 2003 US invasion/occupation of Iraq the Arabs who had been settled in Beşir by the former regime did not leave and they continued to occupy the lands belonging to Turkmens.  This was due to the fact that neither the coalition forces nor the Kurdish Peshmerga took control of the district and that the Turkmens, although they constitute Iraq’s third main ethnic community, do not have armed militias to defend themselves.

Turkmens of Beshir: Refugees in their own country


                                           
“The illegal eviction and displacement of the inhabitants of the thriving Turkmen village of Beşir, all of whom were landlords and productive farmers, constitute a serious crime against humanity.  This unfair decision which hit all of the 6.000 inhabitants of Beşir in 1986 seriously affected them and completely changed the course of their lives. The stripping of their basic human rights has made them poor and powerless, preventing them from achieving any of their goals as they were made refugees in their own country.

Today,  twenty seven years after their forced displacement and ten years after the regime change in Iraq, the people of Beşir are still waiting to receive compensation for the destruction of their homes, for the confiscation of their agricultural lands and for their loss of income, despite the fact that the crimes committed against the inhabitants of Beşir have been acknowledged in the introduction of the New Iraqi Constitution as equal to the crimes committed against the Arabs of Al-Dujail and the Kurds of Halabja.

In 2003 the people of Beşir filed a complaint to the Iraqi Properties Claims Commission (PCC) and in 2005 the Tribunal passed a judgement that the properties must be returned to the people of Beşir because they had been illegally confiscated.

Unfortunately, to date the original inhabitants of Beşir have not  received any compensation whatsoever although the Properties Claims Commission has spent 250 million Dollars for other places where people had influence.

When it comes to Turkmens, the Properties Claims Commission seems paralyzed, from all the complaints’ files which were presented to the Property Claims Commisssion in Kirkuk none of the files belonging to Turkmens has been finalized.

The number of complaint cases which were presented to the Property Claims Commission in Kirkuk is about 44.000,  80% of which are of Turkmens.  The Kurdified administration of Kirkuk has continually hampered the decisions of the PCC.  Today, only about 20% of the cases are completed and not a single file belonging to Turkmens has been completed.

Only about 100 Turkmen families (widows and orphans of Turkmen martyrs) have returned to Beşir, thanks to the Iraqi Turkmen Front who has built new houses for them.


The Turkmens are caught between hammer and anvil

The Turkmen region in Iraq called  'Turkmeneli 'is a 'buffer zone' separating the Kurds in the north from the Arabs in the South.

During the last decades the peaceful and unarmed Turkmens have been victims of arabisation and kurdification.

Since the U.S.-UK invasion and occupation of Iraq in 2003 the Kurds (with their peshmerga) have occupied and imposed their rule over the Turkmen region, with the blessings of the U.S. military.

Ten years after Iraq was 'liberated' the Turkmens - who are Iraq’s third main ethnic community alongside the Arabs and Kurds and the north of Iraq’s second main community alongside the Kurds - continue to be discriminated and targeted and their human rights continue to be violated.

The revenues of the Iraqi state are not fairly distributed, and the Turkmens do not receive their due share, in fact, while the Kurds get 17% of the revenues the Turkmens receive nothing.

If the tragedy of the people of Beşir and of of other Turkmen villages who suffered the same tragic fate does not get the attention it deserves in the media, it is mainly because foreign journalists seldom venture to visit Kirkuk and its region for security reasons, in fact most foreign journalists who are in the north of Iraq report from Erbil or from Suleymaniya where they are often influenced by Kurdish propaganda. 


References:

Dr Saadetin Ergeç, ITF President, declaration in 2004 to HRW
Human Rights Watch Report
Claims in Conflict : Reversing Ethnic Cleansing in Northern Iraq
Case Study: Al-Bashir village
http://www.hrw.org/en/node/11985/section/8


According to HRW (Human Rights Watch Report August 2004 – Reversing Ethnic Cleansing in  Northern Iraq) in 2003 the evicted Turkmens from Beşir wanted to return to their village, but the Arabs who occupied their village and lands insisted they would only leave after a decision on the property dispute was made by a new Iraqi government.  The Turkmens from Beşir intended to march on their village to chase the Arabs who occupied their lands illegally, but the U.S. military in Kirkuk prevented them from doing so and they initiated a mediation of the dispute in early September that year. The mediation was led and controlled by U.S. authorities and did not involve a panel of Iraqis.

Unlike the Dogurtkan (a Kurdish village) mediation, where an Iraqi panel actually settled property disputes, the Beşir mediation was an explicit short-term agreement, leaving the long-term issues of property-ownership unresolved. Among other things, the agreement provided for the allocation of thirteen donums of land for the winter agricultural season, on a non-renewable basis, to each landless Arab family living in Beşir, and that Arab farmers be granted the winter harvest. Decisions on land allocation would be made by a committee composed of representatives of the local agricultural directorate and coalition forces. Complaints relating to compensation claims were to be submitted within sixty days of the signing of the agreement to a commission set up for this purpose, composed of representatives of Taza district agricultural department, Kirkuk directorate and coalition forces. Arab families originally from outlying areas and who did not own a place of residence in the village would be required to leave the village within a year of the signing of the agreement. Returning Turkmen families would not be allowed to enter the village, except by invitation, during the period in which Arabs remained on disputed land.

see also: 

Census of population and land in Kirkuk subdivision at the time of Sultan Suleiman The Magnificent

http://turkmenelinews.blogspot.be/2013/05/census-of-population-and-land-in-kirkuk.html