dimanche 13 juillet 2014

The Turkmens: Caught between the devil and the deep sea

Caught between the devil and the deep sea



A woman cleans a tent at a camp for displaced Iraqi Turkmen who fled their town of Tal Afar, in Shikhan, in Kurdistan’s Dohuk province. The strategic north Iraq town of Tal Afar and its airport were in the hands of militants  after days of heavy fighting. The state of Iraq, in its modern form, was created in 1920, and has always been a patchwork of ethnicities and religious confessions. — AFP

Tens of thousands of people fleeing militants have sought refuge in the small northern Iraqi town of Sinjar, cramming into schools and mosques. But now, there is simply no room left.

“No place remains for us to settle displaced people,” local official Myaser Haji Saleh says despondently.

Huge numbers of people fled a Sunni militant onslaught on the predominantly-Shiite Turkmen town of Tal Afar last month, part of a jihadist-led offensive that saw swathes of territory across five provinces fall out of government hands.

Some 58,000 of them — mostly children — made their way to Sinjar, further west toward the Syrian border, flooding into a town with a population of around 300,000.

“We opened schools, mosques and shrines for them,” says Saleh, the local official responsible for Sinjar and the surrounding area.

“In the early days, the people provided aid before international organizations arrived,” he says.

“We desperately need to open a camp for them, because our problem lies in housing this large number of displaced people.”

But a camp would create its own problems, as the area lies several hours from the nearest government-held city, and just a short distance from territory controlled by militants led by the Islamic State (IS) group.

Sinjar is controlled by peshmerga forces from Iraq’s autonomous northern Kurdistan region, and protecting both the town and the camp from insurgents would stretch the peshmerga.

“We are afraid of them being attacked,” says Saleh.

“We cannot exclude the possibility of Daash militants attacking them with mortars if they were in a camp,” he adds, referring to IS by its former Arabic acronym.

Sinjar is populated mostly by Yazidis, who speak a dialect of Kurdish and live mainly in the mountains of northern Iraq, and the town has long played a key role in Iraq’s struggle with militancy.

The town lies along a well-travelled smuggling route, with the US military seizing a trove of documents near Sinjar indicating that hundreds of militants passed through the area from Syria to Iraq in a one-year period between 2006 and 2007.

And in August 2007, suicide bombers killed more than 200 people in a series of brutal truck bombs in Yazidi-populated villages in the Sinjar area.

Now, the town is grappling with displaced families from Tal Afar fleeing a renewed militant offensive that started on June 9 and which Iraq’s security forces have struggled to repel.

Sinjar’s sewage system has been overwhelmed by the sudden uptick in its population, while families seeking shelter in a local girls’ school must make do with just one hour of electricity a day indoors or bear the scorching summer heat outside.

Many have even had to set fire to wooden chairs to cook food.

The United Nations voiced fears of overcrowding, poor hygiene and limited access to safe drinking water causing increased instances of diarrhoeal diseases, following a humanitarian visit to the town this month.
“We do not know what to do, or where to go,” says Zainab Jarallah, clinging to her two grandchildren inside the girls’ school.

“We have big families, but we do not have anything. What happened was a surprise for us,” the 68-year-old adds. “We saw death with our own eyes.”

After seizing Mosul on June 10, IS-led fighters swiftly took control of Sunni-majority areas of five provinces, but Iraqi forces battled for days to keep control of Tal Afar. On June 23, however, the town fell out of government hands.

Many sought to flee to Dohuk, one of the three provinces in Iraq’s autonomous Kurdish region, but non-Kurds require local sponsors before being allowed to enter.

As a result, countless cars sit idle on the side of the road connecting Dohuk to Sinjar, ostensibly belonging to Iraqis who sought to enter Kurdistan but were unsuccessful.

Those who fled to Sinjar have sought safety in a shrine revered by the Shiites. Women sit within the shrine, while men stay outside, watching over their children as they run and play in a nearby graveyard.

Others who have not found physical structures have had to settle for tying a large piece of cloth between two parked cars to provide some shade from the sun, including a mother cradling her child, born just two days earlier.

Nearby are 39-year-old Saad Yunus and his 44-year-old brother Ali, both fathers who fled Tal Afar with their families, who have themselves had to resort to similar measures to shield their families from the heat.

“All the roads were blocked to us,” says Saad. “We are trapped here and within days, our savings will run out.
“We do not know what to do.” –  AFP


http://www.saudigazette.com.sa/index.cfm?method=home.regcon&contentid=20140712211285

vendredi 11 juillet 2014

Kerkük’te Kanlı Petrol Savaşının Kirli Oyunları - Ali Kerküklü


Kerkük’te Kanlı Petrol Savaşının Kirli Oyunları

Ali Kerküklü (Irak’a Özgürlük Operasyonu ve Kerkük Kitabının Yazarı)



10 Haziran 2014’de Musul’un işgalinin ve Irak ordusunun küresel güçlerin bir oyunu ile üniformalarını ve silahlarını bırakıp kaçmasının ardından Barzani’nin peşmergeleri, Türkmen şehri Kerkük’e girdi. Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Musul’da yaptığı hamle Kürtler'e en büyük hayalini gerçeğe çevirme imkanı sundu. Barzani, Kerkük’ü fiilen ele geçirmiş durumda. Öyle ki; Kürtler, dün bölgedeki bugüne kadar yaşanmış bütün savaşların başlıca nedenlerinden biri olan Kerkük petrollerine el koydu. Kürtler, Kerkük petrollerine el koymanın ötesine geçerek dünyaya da satıp parasını ceplerine indirecekler. Ancak AKP Hükümeti buna da hiçbir tepki göstermemesi manidardır.. Hani Musul ve Kerkük Türkiye’nin milli meselesi ve kırmızı çizgisi idi. Hani “Kerkük’e ve Telafer’e dokunan Türkiye’ye dokunur” sözü nerde kaldı? Evet Türkiye'nin kırmızı çizgileri silindi, ama üzerinde de durulmadı!


Bugün Irak Türkleri, IŞİD ve peşmerge arasında kültürel soykırım ve kitlesel soykırım tercihleri arasında bırakılmış. Yüz binlerce Irak Türk’ü, zorunlu göç ile yurtlarından uzaklaştırılmış durumda. Irak Türklerinin can ve mal güvenliği yok, yaşam mücadelesi veriyorlar. Türkiye’nin Irak Türklerine karşı insani, ahlaki ve tarihi sorumluluğu nerde? Türkiye’nin hiç mi sorumluluğu yok?

Türk Hükümeti’nin, Türkmenlerin haklarını korumak gibi ciddi bir gayret gösterdi mi? Türkmenlerin sorunlarını uluslararası platformlara taşıdı mı? Yaşadıkları acılara merhem oldu mu? Hayır, ne varsa yoksa Gazze, Suriye, Mısır, Myanmar ve yeni iş ortakları Iraklı Kürtlerin meseleleri ile ilgilenmek. Ya Türkmenler, Türkmenler insan ve Müslüman sayılmıyor! Türkmenler, kaderlerine terk edildi ve yalnız bırakıldılar. Herkes bilsin ki, AKP Hükümeti, Bağdat'taki merkezi Hükümeti devre dışı bırakarak Barzani aşireti ile gizli petrol anlaşmaları yaparak, Irak Türklerini her zamanki gibi birkaç varil petrol için yüzüstü bıraktılar ve sattılar.



“Irak’ın üçe bölünmesi projesi”

Irak işgalının bir sonucu olarak ortaya çıkan sözde Kürt devleti (İkinci İsrail) Irak’taki etnik ve dinsel bölünme operasyonuyla birlikte yürütüldü. Kürtler, Kerkük’ü kontrol altına alarak ülkeyi farklı bir bölünmeye götürdü. Ülkeyi mevcut mezhep gerginlikleri ve terör saldırılarından öteye, bir iç savaşa taşıyan bu yeni gelişmeler, akıllara yıllardır dile dolanan “Irak’ın üçe bölünmesi projesini” getirdi. Bu konuyu ciddi anlamda gündeme getiren ilk isimlerden biri şu an ABD Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Joe Biden’di. Biden, Mayıs 2006’da New York Times için kaleme aldığı makalesinde Irak işgali sonrası oluşan ortamdan çıkış yolunu, ülkenin batıda Sünni, güneyde Şii, kuzeyde ise Kürt ekseninde olmak üzere üç bölgeye ayrılması olarak gösterdi. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulması İsrail'in bölgede giderek güçlenmesini de sağlayacaktır.


İsrail Gibi, AKP Hükümeti’de Kürt Devletine Evet



AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Financial Times Gazetesi’ne son gelişmeler ışığında Irak’ta bir Kürt devleti oluşumu hakkında açıklamada bulundu. Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması ihtimalinin devlet erkini eskiden olduğu gibi rahatsız etmediğini ve bazı şeylerin değiştiğini söyledi. Hüseyin Çelik, “Eğer Irak bölünürse ki bu kaçınılmaz görünüyor; onlar bizim kardeşimizdir” dedi. Yani açık ve net, Kürt devletine evet. Dünden bugüne ne değişti diyeceksiniz? Bugün AKP Hükümeti’nin petrol ortağı Barzani yönetimidir. Hani Türkiye için Irak'ın toprak bütünlüğü öncelik ve temel ilkeydi. Daha önce Irak’ın toprak bütünlüğünün önemine sık sık işaret eden Türkiye, bu açıklamalarını unutmuş gözüküyor. Irak'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapıp bunun Türkiye'nin 'kırmızı çizgi'si olduğuna dikkat çekiyorlardı. Petrol ortakları AKP Hükümeti’ne sırtını dayayarak Bağdat’a kafa tutan Barzani, Türkiye’nin desteğini sağlayabilmek için Irak’ın kuzey’nde gerçekleştirilen ihalelerde Türk şirketlere öncelik tanıyor. Köprüyü geçene kadar Türkiye’ye göz kırpan Barzani, iyice güçlendiğinde bugün Bağdat’a yaptığını hiç şüpheniz olmasın Türkiye’ye de yapacaktır. Kerkük-Hayfa arasında daha önce var olan petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi halinde, Irak petrollerini Akdeniz'e taşıyan Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını devre dışı kalacaktır. Sizce Barzani yönetiminin tercihi İsrail mi, Türkiye mi olur? Akıllı anlar!


Kürtlerin Hayallerini Süsleyen: Petroldür


Anlaması güç olmayan husus ise, Kerkük petrollerinin, bağımsızlık için Kürtlere gerekli olan ekonomik kaynağı sağlayacak olmasıdır. Neçirvan Barzani'nin, "Kerkük'ü, petrolü için değil, geçmiş acılarımızın şehri olduğu için istiyoruz" demesi de zaten kimseye pek inandırıcı gelmiyor. Kürtlerin, Türkmen şehri Kerkük’te ne acıları olabilir? AslındaTürkmenlere büyük acılar yaşatan Kürtlerdir. Kürtler, 14-17 Temmuz 1959'da, Kerkük'ün sokaklarını Türkmenlerin kanlarıyla kızıla boyadılar. Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen ve üç gün üç gece süren katliamda, yüzlerce Türkmeni acımasızca ve hunharca katlettiler, kurşuna dizdiler, cesetlerin iplerle bağlayarak caddelerde sürüklediler. “Kerkük Katliamı’nın” üstünden 55 sene geçmesine rağmen acılarımız hala dinmedi. Türkmenlerin yerini yurdunu işgal ettiler ve tüm haklarını gap ettiler. Kürtler, Kerkük’ün yerel halkı iseler neden Kürtler tüm dünyanın gözü önünde Kerkük’ün nüfus ve tapu kayıtlarını imha ettiler, devlet dairelerini, okulları, insanların evlerini, özel araçlarını ve iş yerlerini yağmaladılar? İnsan kendine ait olan bir şehri talan edip, yağmalar mı hiç? Kürtler, Kerkük'ün yerel halkı iseler tarih, medeniyet ve kültür mirasları nerede? Yok.



1947 yılında Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani Irak ve İran‘ı karıştırdı sonrada Sovyetler Birliği’ne Kaçtı. 20 Temmuz 1958 de Cumhuriyetin ilanından bir hafta sonra genel af ilan edildi. Krallık döneminde gıyabında idam kararı verilen ve Sovyetler Birliğine kaçan Molla Mustafa Barzani, general Abdulkerim Kasım tarafından affedildi. Barzani’nin 11 sene sonra Irak’a dönüşü Kürtleri büyük ölçüde cesaretlendirdi. Kürtler, petrol yatakları ile zengin Türkmen şehri Kerkük’ü (hedef gösterdiler) kendi bölgeleri arasına katmayı planlamaya başladılar. Hayallerinde düşledikleri devlete ekonomik kaynak sağlamak için, zengin Baba Gürgür petrol yataklarının yer aldığı Kerkük’ü hedef seçtiler. Ancak bu planın karşısında büyük bir engel vardı. Bu da Kerkük’ün tamamiyle Türk şehri olması idi. O tarihlerde Kerkük’te çok az sayıda Kürt nüfusu vardı.



İşte bu petrol odaklı stratejik amacı güden Kürtler, ABD'nin Irak'a girmesiyle önceden hazırlanan bir planı devreye soktular. Amerikan gazetelerinin dahi zamanında ayrıntılarıyla tespit ettikleri gibi, niyetlerinin Türkmen şehri Kerkük'ü ele geçirmek olduğunu ilk günden belli etmişlerdi. Saddam'ın düşmesinden hemen sonra şehre giren peşmergeler, bir yandan Türkmenlerin evlerini ve işyerlerini talan ederken(1959, 1991ve 2003’de) diğer yandan Kerkük'teki resmi dairelere, Türkmenlerin arazilerine üstelik Amerikalıların gözleri önünde, el koydular. İlk iş olarak nüfus ve tapu dairelerini yakmaları ise, şehrin demografik yapısına dönük bir planın devrede olduğunu göstermişlerdi. Irak’ın tarihi boyunca Kürtler, İstikrarlı bir Irak’ı hiç istemediler. Irak’ı istikrarsız ve zayıf kılmak için hep dış güçlerle (Rusya, İsrail, İran, ABD, İngiltere, Suriye, Almanya….) işbirliği yaptılar. Özellikle Barzani'nin bölgede etkin konuma gelmesi İsrail, ABD, İngiltere ve Türkye’nin destek vermesinden kaynaklanmıştır.


“Bir Damla Petrol Bir Damla Kandan Daha Değerlidir”


Dünya petrol üretiminin %72’ si “Büyük Ortadoğu” diye adlandırılan bu bölgede üretilmektedir. İstatistik rakamlara baktığımızda en az 200 yıl daha enerji olarak Petrol ve Gaz’a bağımlı olunacağından ve bu enerjinin neredeyse hepsinin Büyük Ortadoğu’da bulunması bu bölgeyi başlı başına bir hakimiyet arenasına dönüştürmektedir.

4 Ekim 2010 tarihinde Irak eski Petrol Bakanı Hüseyin Şehristani, Başkent Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında, yabancı petrol şirketleri ile Petrol Bakanlığının birlikte yaptıkları çalışmalar sonucunda: “ Irak’ın petrol rezervinin 505 milyar varil olduğunu ve bunun 143,1 milyar varilinin çıkarılabilir sabit rezerv olduğunu. yapılan çalışmalar sonucunda çıkarılabilir petrol rezervinin 115 milyar varilden 143,1 varile çıktığını ve bu rezervin petrol çıkarma çalışmalarının yıllardan beri devam etmesi sebebiyle 133,8 varile indiğini” söyledi.

Irak küresel düzeyde, sahip olduğu 505 milyar varil toplam petrol rezervi ve çıkarılabilir 143,1 varillik rezervle, dünyada Suudi Arabistan’dan sonra en büyük ikinci petrol rezervine sahip ülke konumunda bulunuyor. Görüldüğü gibi bugün Irak dünyanın en büyük ikinci petrol rezervine sahip bir ülke. Bu ülkede petrol olduğu sürece huzur de olmayacaktır.

1936 yılında İngiliz Başbakanı Winston Churchill'in: “ Bundan sonra bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir” sözünde, yani küresel güçlerin petrol stratejisinin şifrelerinde yatıyor. Petrolün kıymetini anlayan Batılı ülkeler, petrol kaynaklarına sahip olabilmek için Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiler.

21inci Yüzyıl’ın dünya enerji haritası daha 1940’lı, 50’li yıllarda çizilirken, bunun mürekkebinin de bol miktarda insan kanı olduğu çok açık. Dünya petrol rezervlerinin en önemli bölümünün bulunduğu bölgemizde bugün var olan ve yarın daha da genişleyerek büyümesi olası olan kan gölünün sınırları, bugün “stratejik ortak” olmakla övünülen emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’dir. Bu projenin en önemli adımı, tüm dünya petrol rezervlerinin, bulundukları ülke halklarının değil, emperyalizmin tekeli altına alınması, dağılımının yine aynı güç tarafından denetlenmesidir.

Irak’ın Petrol yataklarını ele geçirmek için, 2003 baharında insanlık, doğanın güzelliklerinin tadını çıkarmaya hazırlanırken talihsiz Irak halkı, dünya tarihinin en büyük emperyalist güçleri olan Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin saldırı ve işgallerine maruz kaldı. Demokrasi ve özgürlük vaadi ile sahneye çıktılar, ama "Demokrasi ve özgürlük" oyununun her sahnesinde, insanlık adına yüz kızartıcı görüntülerden başka bir şey sergileyemediler. Bu toprakları, mazlum insanların kan ve gözyaşları ile suladılar. Okyanus ötesinde hazırlanan ve yirmi iki ülkenin sınırlarını değiştirmeyi öngören Büyük Ortadoğu Projesi bu coğrafyada adım adım uygulanıyordu.




ABD Eski Dışişleri Bakanı James Baker, 2003 Haziran'ında Mısırlı gazeteci-yazar Cihan El-Tahri'ye verdi­ği demeçte şöyle diyordu: "Körfez'in enerji rezervlerine ulaşmayı gü­vence altına alacak bir politika benimsedik. Çünkü bu olmazsa, Amerikan ekonomisi sar­sılır. Ekonomi sarsılırsa insanlar işlerini kay­beder, insanlar işsiz kalırsa, yönetimler de si­yasal desteklerini yitirirler. Saddam'ın Kör­fez'deki enerji kaynaklarını ele geçirmesine seyirci kalsaydık, bu dediklerimin hepsi ola­caktı. Birinci Körfez Savaşı'nın da gerçek ne­deni bu. ikincisinin de!"

Amerikan ekonomisini tam 18 yıl boyunca yöneten Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan, “Türbülans Yılları: Yeni Bir Dünyada Maceralar” isimli kitabında Irak’ın işgal gerekçesini ilk kez açık dille ifade etti. “Herkesin adı gibi bildiği ama bir türlü kabul etmediği şeyi size açıkça söyleyeyim. Irak Savaşı petrol için çıktı. Saddam Hüseyin’in Ortadoğu’daki petrol stokları için bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorduk. O yüzden kendisini devirmeye ve petrolü garanti altına almaya karar verdik” diye itiraf etmiştir. Görüldüğü gibi küresel güçlerin petrol yataklarını ele geçirmek için bölgede yaşayan insanları kan, ölüm, gözyaşına boğmuş ve hayatlarını cehenneme çevirmiştir.




ABD’nin Ortadoğu politikası iki faktör üzerine şekilleniyor. Birincisi bölge petrollerine hakimiyet kurmak ve istediği fiyatlarla dünya pazarlarına ulaşmasını sağlamak. İkincisi ise Arap dünyası ile çatışmada olan İsrail devletini desteklemek ve güvenliğini sağlamak. Akdeniz’e sahili olan Suriye jeopolitik konumu nedeniyle İran ve Irak’tan dünya piyasalarına yapılacak petrol ihracatı konusunda büyük öneme sahip. Suriye, Irak kaynaklı kendi topraklarından geçen petrol boru hatlarını kontrol edilmesi için ideal bir jeopolitik konuma sahip.


Suriye'nin istikrasızlaştırılmasının bir başka amacı da 1948 yılında devre dışı bırakılan Kerkük – Hayfa boru hattının yeniden gündeme getirilmesidir. Suriye’deki rejim değişikliği ile Batı; Irak ve İsrail’de yeterince değerlendirilemeyen bu doğal kaynakların paylaşım imkana da kavuşmuş olacak. Boru hattının kapatılması ile Hayfa limanı önemini yitirmiş, İsrail’de petrol gelirlerinden mahrum edilmiştir.


Kerkük – Hayfa Boru Hattının Yeniden Hayata Geçirilmesi Projesi


2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali bu boru hatlarının tekrar tamir projeleri gündeme getirilmeye başlandı. Bu projenin gerçekleşmesi Kerkük-Yumurtalık Boru Hattını devre dışı bırakacaktır. Ortadoğu petrollerinin Akdeniz’e, yani Batı’ya bu şekilde tümüyle İsrail denetiminde açılması Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk perdesidir.

İsrail, Kerkük-Hayfa petrol boru hattının açılması için harekete geçmeye hazırlanıyor. Kerkük’teki petrol yataklarından Hayfa’ya uzanan 591 kilometrelik hat, bölgenin ilk petrol boru hattı güzergâhlarından biri. Kerkük’ten başlayan Ürdün’e uzanan, bir bölümü de Suriye’den geçen, Filistin yönetimindeki topraklardan İsrail'in Hayfa Limanı'na uzanan hattın, Irak petrolünün batı pazarlarına ulaştırılmasında ana hat olarak kullanılması planlanıyor. İsrail hattı işletildiği takdirde, hem Suriye hem de Türkiye devre dışı bırakılmış olacak, hem de İsrail'in enerji krizi çözümlenecek. Aynı zamanda Ortadoğu petrolleri de İsrail’in kontrolünde olacak.

Kerkük-Hayfa petrol boru hattının tekrar hayata geçirileceğine ilişkin tartışmalar ilk kez ABD’nin Bağdat"a girdiği 9 Nisan 2003 tarihinde İsrail Enerji ve Altyapı Bakanı Josef Paritzky tarafından gündeme getirildi. Paritzky’nin, uzmanlardan söz konusu hattın durumu ile ilgili bir değerlendirme raporu istediğine ilişkin haberlere ABD Enerji Bakanlığı"nın da benzer çalışmalar yürüttüğü bilgisi eklendi.


ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan İsrail Dışişleri Bakanlığı'na giden bir yazıda, ''Musul-Kerkük-Hayfa Petrol Boru Hattı ne durumda? Kısa sürede çalışır duruma geçebilir mi?'' diye soruldu. Bunun üzerine İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın da ''4-5 aylık bir çalışmanın ardından boru hattı tekrar çalışır hale getirilebilir'' yanıtını verdiği bildirildi.


ABD Enerji Bakanlığı'na bağlı bir teknik heyet bir süredir boru hatları üzerinde çalışma yapıyor. Çalışmanın amacı yıllarca devre dışı kalan Kerkük-Hayfa petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesidir.


Kerkük-Hayfa ve Musul-Hayfa petrol boru hatlarının onarımı ile İsrail'in Hayfa Limanı'na günde 5 milyon varil petrol taşınacak. Tüm Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi projesi olan İsrail-ABD kaynaklı Büyük Ortadoğu Projesi’nde tabii Irak’ın güneyindeki dev petrol sahaları ve Suudi Arabistan petrolleri de unutulmuyor. Suudi petrollerini de Akdeniz'e taşımak için, 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD ordusunun desteği ile yapılan Trans-Arabistan (TAP) petrol boru hattı hayata geçirilmek isteniyor. Bir ucu Lübnan'a, bir ucu da İsrail'in işgali altındaki Golan Tepeleri'nden Hayfa'ya giden bu hat, günde 2 milyon varil Suudi petrolünü İsrail'in Hayfa limanına taşıyacak. Günlük kapasitesi 1 milyon varil olan Rumeyla-Hayfa boru hattının eklenmesi ile Hayfa'ya günde toplam 3 milyon varil Güney Irak ve Suudi petrolü taşınması hedefleniyor.

İsrail’in Iraklı Kürtlerle olan ilişkilerinde en önemli meselelerden birisini de Kerkük-Hayfa boru hattının açılmak istenmesidir. İsrail’in Iraklı Kürtleri desteklemesi ve bölgede bağımsız bir kürt devletinin kurulmasını istemesi her halde boşuna değildir.


İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bölgedeki ılımlı güçlerle İsrail arasındaki ittifakın bir parçası olarak bağımsız Kürt devletinin kurulması gerektiğini söyliyor.

İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Josef Partiski, 2004 Mart’ında Haaretz gazetesine verdiği demeçte: “ bu petrol boru hattının İsrail’in enerji seçeneklerini çeşitlendireceğini ve petrol üreticisi ülkelere ve Rusya’nın pahalı petrolüne olan bağımlılığını azaltacağını” söyledi. İsrailli şirketlerin efsane projeyi geliştirmek için teklif üstüne teklif verdikleri, gizli görüşmeler yaptıkları ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi de İsrailli Ofer şirketidir. Şirketin bölgesel Kürt yönetimi ile görüştüğü ve servetlerinin büyük bir bölümünü Kerkük petrollerine yatırmak istedikleri belirtilmiştir.

Projelerdeki ana hedef İsrail’in enerji ihtiyacının karşılanması, bunun yanı sıra İsrail’in, Akdeniz’i bir çekim merkezi haline getirerek İran’ın Basra körfezi ticaretine de alternatif çıkarmayı amaçladığı düşünülmektedir. Görüldüğü üzere İsrail-Iraklı Kürtlerle ilişkilerinin 2003 yılından sonra genel olarak askeri-strateji-enerji başlıkları altında birçok gizli noktayı içerdiği bilinmektedir. Herkes bilmelidir ki, bu projenin (Kerkük-Hayfa boru hattı) gerçekleşmesi durumunda Kerkük-Yumurtalık Boru Hattına hiç gerek kalmayacaktır. Çünkü Ortadoğu petrolleri İsrail’in denetiminde olacak. Sizce ABD, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarının denetimini İsrail’e mi, yoksa Türkiye’ye mi verecek?


İsrail, Kürt egemen çevreleri ile sıkı askeri ve istihbarat ilişkileri geliştirmiş durumda. Aynı zamanda muhtemel bir provokasyon noktası olan Irak’taki Kürt bölgesi, şimdi, Türkiye’nin Ceyhan limanından (İsrail’e!!!) gelmeye başladığı sevkiyatlarla birlikte, İsrail tarafından kazançlı bir petrol kaynağı olarak değerlendiriliyor. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Obama ile buluştuğu Washington’da, gazetecilere, “Kürtler, fiili olarak kendi devletlerini kurmuş durumdalar” dedi ve Irak petrolünün çıkartılıp (kaçak) ihraç edilmesinde Türk hükümeti ile Kürt bölgesi arasında varolan sıkı ilişkileri vurguladı. Irak petrolünü, Türkiye üzerinden kaçak olarak İsrail’e ihraç edilmesi, Davos'taki, “one minute” çıkışı ve İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonlarına tepki gösterilmesi ve protesto edilmesi, Türkiye'nin dış politikasının tehlikeli bir çıkmazda olmasının bir örneğidir bu. Hem İsrail’le hem de İsrail’e karşı, Ama ne olur bu politikayı anlayan varsa bize de anlatsın! Bugün Türk Hükümeti'nin komşu ülkelerle ”Sıfır sorun” politikası, herkesle çatışma politikasına dönüştü. Barzani yönetimi hariç, Türkiye’nin sorunsuz tek bir komşusu yok. Tüm komşularıyla ağır sorunları var.


Irak Petrolünü Kerkük’ten Akdeniz Limanlarına taşımak İçin Döşenen Boru Hatları

Irak'ta petrolün varlığı, 1902 yılında Kerkük yakınlarında keşfedilen Baba Gürgür kuyusu petrol rezerviyle anlaşılmıştır (Keşif, İngilizler hesabına çalışan Yeni Zelanda'lı maden mühendisi William KNOX'a aittir). Ancak, Irak’ta ilk üretim, yine Baba Gürgür kuyusu olmak üzere, 1927 yılında başlar.



Petrol yatakları esas önemlerini, 1927 yılından sonra kazanmaya başlamışlardır. Ham petrolü Kerkük’ten, Filistin, Suriye ve Lübnan Akdeniz kıyısı limanlarına taşıyacak başlıca petrol boru hatları döşenmeye başlanmıştır. Bu hatlardan, Kerkük-Hayfa petrol boru hattı, 1935 yılında yapımı tamamlanmıştır. 1948 yılında İsrail devletinin kurulması ile birlikte kapatılmıştır. Ancak, 1948'de İsrail devletinin kurulması ve Arap-İsrail anlaşmazlığı gibi siyasal sorunlar nedeniyle, yeni bir boru hattı yapılması gerekmişti. Bu da, 1952 yılında hizmete giren Musul-Kerkük-Sayda (Lübnan'da) ve Musul-Kerkük-Tartus-Banyas (Suriye'de) boru hattı olup,1360 km. uzunluğunda olan bu hattın yıllık taşıma kapasitesi, 35 milyon ton kadardı



Irak petrolünü Akdeniz'e çıkarmak, oradan da Batıya ulaşmasını sağlamak için Türkiye-Irak arasında yeni hatlar döşenmiştir. Bunlar, iki adet Kerkük-Yumurtalık petrol boru hatları olup, bu hatların döşenmesiyle Irak, ham petrolü, Türkiye'nin İskenderun körfezi (Yumurtalık terminali) üzerinden, daha güvenli bir biçimde, Batı pazarlarına taşınmaya başlanmıştır.

Irak ile 27 Ağustos 1973’de Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması imzalandı, Inşaatı 15 Ağustos 1974'te başlandı. 3 Ocak 1977’de Kerkük’te ve 5 Ocak 1977’de İskenderun’da (Yumurtalık) yapılan törenlerle açıldı. Boru çapı 40 inç olan bu hattın toplam 986 km. uzunluğunda, 345 km.si Irak’ta, 641 km.si ise Türkiye sınırları içinde bulunmakta. Bu hat 1976 yılında işletmeye alınmış ve ilk tanker yüklemesi 25 Mayıs 1977 tarihinde gerçekleştirilmiştir. İkinci boru hattı birinci boru hattına paralel olan ve inşaat çalışmaları 1985 yılında başlandı 1987 yılında tamamlandı. 46 inç çapındaki bu ikinci hat toplam 890 km. uzunluğunda, 234 km.si Irak’ta, 656 km.si ise Türkiye sınırları içinde bulunmakta. Bu ikinci hat ile yıllık ham petrol taşıma kapasitesi 70.9 Milyon ton’a yükseltilmiştir.

Türkiye, enerji kaynakları son derece zengin olan ülkelerle sınır durumundadır. Dünya üzerindeki ispatlanmış petrol ve gaz rezervlerinin dörtte üçü Türkiye'nin çevresindedir. Ama ne ilginçtir, Türkiye’de petrol yatakları yok! Türkiye, bu ülkelere coğrafi olarak çok yakın. Yani taşıma maliyeti düşük. Zaten Türkiye'ye petrolün girişi de ucuz, O zaman neden Türkiye’de insanlar dünyanın en pahalı enerjisini kullanıyor? Türkiye’de İnsanlar pahalı enerjinin ağır bedeli altından kalkması mümkün mü?

Türkiye varil başına 0.90 ile 1.18 Amerikan Doları arası taşıma (geçiş ücreti) ücreti alıyor. Türkiye'nin sadece Kerkük-Yumurtalık petrol boru hatlarından ham petrol taşımadan kazancı yıllık 450 milyon doları aşıyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’ndan ve Türk Boğazları’ndan geçen petrol tankerlerinden elde edilen geliri de hesaba katarsak, Türkiye’nin petrolden elde ettiği kazancı siz düşünün. Ama ne hikmetse dünyanın en pahalı benzini ve doğalgazı Türkiye’de!

Samsun-Ceyhan Boru Hattı da devreye girerse, Orta Asya ve Hazar petrollerinin Türkiye üzerinden Akdeniz'e indirilecek. Yılda 70 milyon ton ham petrol taşıması planlanıyor. Bu hat devreye girdiğinde Türkiye’de petrol ve doğalgaz ürünleri ucuzlar mı?

Zengin Petrol Yatağı Kerkük

Kerkük’ün, sahip olduğu stratejik konumu ve yer altı kaynaklarıyla bu bölgedeki en önemli şehirlerden biri. Ayrıca Kerkük bölgesel ve uluslar arası öneme sahiptir. Kerkük, Irak'ın bilinen petrol kaynaklarının yüzde 40'ını oluşturan petrol kuyuları açısından anahtar konumda. Resmi rakamlar bu kentin dünya petrol rezervinin yüzde 7,5’ine sahip olduğunu teyit ediyor. Kerkük, Irak’ı ve halkını refaha taşıyacak zengin petrol yataklarına sahip bir kenttir. Bu nedenle 2003 yılında Irak’ın işgali ile Kürt grupları, ABD, İngiltere ve İsrail’in desteği ile Türkmen şehri Kerkük işgal ettiler. Dünyanın gözü önünde Kerkük’ü yakıp, yıkıp ve her yeri yağmaladılar. Kerkük'ün tapu ve nüfus kayıtlarını yaktılar. Kerkük petrollerini ele geçirmek için de 700 bin Kürt Kerkük’e ithal edildi. Kürt kentlerinden, Türkiye, İran ve Suriye'den on binlerce Kürt, 20 bin Dolar para, aylık maaş ve arazi vaadi ile Kerkük'e getirildi. İthal Kürtlere aş, iş, toprak, maaş ve konut yapmak için para verildi. “Cennete” bile olmayan böyle fırsatlara kim hayır der ki? Bu fırsatlardan yararlanmak için de sadece Kürt kökenli olmak yeterdi. Çünkü Türkmen şehri Kerkük’ü ele geçirmek için tezgahlanan oyunun başrol oyuncusu Kürtlerdi. Bu oyunun senaryosunu yazan ABD ve İsrail, başrol oyuncusunu seçmişti ve istediği gibi de kullanıyordu.

1927 yılında Türkmen Şehri Kerkük'te Baba Gürgür'den çıkan petrol herkesin can damarı olacaktı. Olacaktır da bunun Kerkük'e faydası ne? Kerkük, bu gezegende, aklımıza gelebilecek en büyük servetin (zengin petrol yatağı) üzerinde oturup, ama yoksulluk ve sefalet içinde yaşatılan insanların kenti. Muhtemelen Türkmen şehri Kerkük’ten başka Irak’ta ismi petrolle birlikte anılan ve bu yüzden de son 80 yıl boyunca birçok kanlı ve siyasi gelişmeye sahne olan ikinci bir kent yoktur.




Büyük güçler, tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi, toprağın üstündekileri yok edip toprağın altını ele geçirmeyi hedefliyor. Hedef büyük, küresel güçlerin sahip olmak istediği Kerkük’te dünyanın en kaliteli ve zengin petrol yatakları var. Herkes başka yanından çekiştiriyor! Etnik ve dini ayrım Batı’nın kılıcıyla şekilleniyor. Savaşın ortasında Türkmen şehri Kerkük’te bir demokrasi oyunu oynanıyor. ABD, Kerkük’e girdiği gün nüfus ve tapu daireleri (ABD’nin göz yummasıyla Kürtler tarafından) yakılmıştı … Şimdi Kerkük’e yeni bir kimlik biçiliyor. Bin yıllık Türk şehri Kerkük’ü, “Kürt şehri” yapmaya çalışıyorlar ve uyduruk Kürt devletinin başşehri ilân etmeye hazırlanıyorlar. Ne acı değil mi?




Kerkük’te petrol zenginliği olmasaydı Kerkük böylesine önem kazanır mıydı? Türkmen şehri Kerkük petrol kurbanıdır ve faturasını da Türkmenler canları ile ödüyor.

Nisan 2003’ten beri Irak Türklerini sindirmek ve yıldırmak için Türkmenlere yönelik bombalı saldırı, kamunun üst düzey Türkmen yetkililerine ve sivil kuruluşlarına yönelik bombalama eylemleri, tutuklama, tehdit, suikast, sivilleri öldürme, göçe zorlama, soygun, mallarını ele geçirme ve fidye istemek için Türkmenlerin kaçırılmaları, yani Türkmenleri dünyanın gözü önünde bölgeden arandırmak istiyorlar. Türkmenlerin yüz yüze kaldığı olaylar açıkça kıyımdır ve etnik temizliktir ama kimse ses çıkarmıyor. Gazze, Rabia için hüngür hüngür ağlayanların, katledilen Türkmen’ler için neden gözlerinin yaşı bile akmaz? İşte böyle iki yüzlü bir dünyada yaşıyoruz!



Ali Kerküklü


Kaynaklar:

1-Mustafa Salih, Suriye problemi ve petrol taksimi.

2-Can DEVECİ, İsrail-Kuzey Irak İlişkileri.

3-İdris DEMİR, “Kirkuk-Haifa Pipeline” Uluslararası Hukuk ve Politika, cilt:5, sayı:19 s:135.

4-Usak Gündem, “Ofer şimdi de Kuzey Irak’a yatırım yapıyor”, 24 Haziran 2010, www.usakgündem.com.

5-L.Tufan Erdoğan, “Büyük Ortadoğu Projesi Çerçevesinde Petrolün Yeniden Dağılımı”.

6-Aybüke İnan, Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattının İstikrarı Niçin Önemli?

7-Banu Avar, “Böl ve Yut”, Remzi Kitabevi,İstanbul, 2009.

8-Muhammed Hadi, Kerkük Petrolü ve Kürt liderlerin tutumu.

9-Prof.Dr. Hayati Doğanay ve Yrd.Doç.Dr. Selçuk Hayli, Irak’ın Başlıca Coğrafi Özellikleri ve Petrol Yatakları .



10-John Pilger, Blairin Zoruyla Utanç Sahibi Olduk.



11- Muhammed El Semmak, Kerkük petrol kurbanı.



12- Haşim Söylemez, “Irak bölünmeden parçalanıyor”, Aksiyon, 23 Haziran 2014.

13-Zubaida Umar, “The Forgotton Minority The Turkman’s Of Iraq”, “Afkar inquiry”;4/2, February 1987, s.37,43.

14-Ali Kerküklü, İstihbarat Oyunları Petrol ve Kerkük, IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2008.



mardi 8 juillet 2014

O World, see the human tragedy of the Turkmen IDPs in Iraq

PLEASE CLICK HEREUNDER TO WATCH THE VIDEO

 internally displaced Turkmens in Iraq lack water, food, medicines. Children are dying, they have no protection, the temperature reaches 50°C at this time of the year.

This is a great human tragedy which is not reported in the media.


lundi 7 juillet 2014

Articles from Kurdpress News Agency


KURDPRESS NEWS AGENCY

Barzani sent representative to meeting planned Mosul attack: pro-PKK daily 
Kurdistan Region President Massoud Barzani has been aware of the recent attack on the Iraqi northern city of Mosul and has sent a representative to the meeting that decided the attack, said Ozgur Gundem daily.
Affiliated with the Kurdistan Workers’ Party (PKK), the daily claimed Barzani has been aware of the attack and has sent Kurdistan Democratic Party (KDP) official Azad Barwari to a meeting in Jordan where the attack has been discussed and decided.
Barzani has been informed on June 1st that a meeting is to be held three days later in Jordan’s Capital Amman and he has sent Barwari to the meeting that has been attended by former Baath Deputy Leader Ezzat al-Dori and many other officials.
According to the daily the documents of the daily has later been sold to Iraq for 4 million dollars and Turkey and Saudi Arabia has been aware of the meeting and the attack.
http://www.kurdpress.com/En/NSite/FullStory/News/?Id=7720#Title=%0A%09%09%09%09%09%09%09%09Barzani sent representative to meeting planned Mosul attack: pro-PKK daily%0A%09%09%09%09%09%09%09


http://www.kurdpress.com/En/NSite/FullStory/News/?Id=7739#Title=%0A%09%09%09%09%09%09%09%09KDP welcomes Israel support from possible Kurdish state%0A%09%09%09%09%09%09%09



KURDPRESS NEWS AGENCY


ISIS sets condition not to attack Peshmerga forces 
The Islamic State of Iraq and Sham (ISIS) has stated its militants will not launch any attacks on the Kurdish forces of Peshmerga if the Kurdish forces do not fight the militants in their attacks on Shiites, Turkmens and the destruction of religious sites and mosques.
A member of the Kurdish forces told BasNews that the ISIS has set three conditions for the Kurdish forces.
According to the Peshmerga official the condition had stated Sulaiman Beg-Doz Khurmatu border pass way should go under the control of the ISIS. The pass way is controlled by Peshmerga forces.
The second condition was that Peshmerga forces should not intervene in the ISIS attack on Shiites and Turkmens and their massacre and the third was that Peshmerga forces should stay away in the case of the ISIS destruction of Shiite religious sites and places.
According to the Peshmerga official the militants have attacked the Kurdish forces who rejected the conditions.
http://www.kurdpress.com/En/NSite/FullStory/News/?Id=7735#Title=%0A%09%09%09%09%09%09%09%09ISIS sets condition not to attack Peshmerga forces%0A%09%09%09%09%09%09%09


dimanche 6 juillet 2014

For one fleeing Shiite family, extremist push in northern Iraq ends a way of life


For one fleeing Shiite family, extremist push in northern Iraq ends a way of life


Read more here: http://www.mcclatchydc.com/2014/07/05/232432/for-one-fleeing-shiite-family.html#storylink=cpy


NAJAF, IRAQ — The mortars rained down for 12 hours, an eternity for members of the Hassan family who huddled together in a single room, the children screaming and the adults praying to die in the shelling rather than be slaughtered by the Islamic State militants who rampaged into the northern Iraqi city of Tal Afar two weeks ago.

Unlike many of their neighbors, the Hassans survived, all 19 of them, and the next day they fled their hometown on the same road they’d used in two previous displacements _ once when U.S. forces battled Sunni Muslim extremists in 2004, and again in 2005 during sectarian pogroms. But after a harrowing, five-day journey to this southern Shiite holy city, the family has given up on Tal Afar.

Qassim Hassan, 53, the patriarch of this clan of Shiite Muslim Turkmen, a minority that dates back to the 7th Century, said there hasn’t been a peaceful year since the U.S.-led invasion of Iraq in 2003. This third narrow escape will be their last, he declared, ending more than 200 years of his family’s presence in Tal Afar, which once was considered a showpiece of U.S. counterinsurgency successes.

“We’re desperate now,” Hassan said. “We can no longer live there because we are the targets every time, and the government cannot protect us. We’re starting from zero here. We’re building a new life.”

The sectarian cleansing of Tal Afar is now complete, according to accounts from the city that say not a single Shiite family remains. The Islamic State, an al Qaida splinter group that’s captured roughly a third of Iraq, views Shiites as heretics deserving of death.

Not that the Sunnis who stayed behind fared much better _ witnesses reached by phone say the extremists demanded two women from each remaining tribe. Leaders refused and at least eight people were killed in a single night of clashes last week, creating another wave of fleeing families.

Only against this bloody backdrop could the Hassan clan be considered lucky. They made it out alive, joining some 500,000 others across Iraq who’ve fled the Islamic State offensive that began in early June, according to figures from international aid groups. More than 1.2 million Iraqis have been internally displaced since January in a humanitarian crisis that’s only expected to worsen.

The Hassan family said they knew Tal Afar was next once the Islamic State stormed into the nearby city of Mosul, long an insurgent stronghold. But they heard that fleeing Shiite Turkmen families were being turned away from the autonomous Kurdish region that borders their province; many Kurds blame the Turkmen for their own displacement under the old regime of Saddam Hussein.

Members of the family said they also hoped that Prime Minister Nouri al Maliki would quickly dispatch reinforcements to contain the extremists. None came. An Iraqi military position 12 miles away crumbled, like so many others across the north, when the commanders fled and the soldier followed suit. Within a week, the family said, the mortar showers began, signaling the impending arrival of the militants.

“We were defenseless,” said Badriya, a 40-year-old woman from the family.

The family managed to hold out for another several days _ they lost track of dates and times in the melee _ until they saw truckloads of masked men with long hair and Afghan-style clothing descend on their city. They decided to try their luck on the roads only after a round-the-clock bombardment killed two distant relatives, including a father of nine, who lived nearby. Qassim Hassan said his family helped bury the men in the local cemetery on their way out of the city.

“They were bombing us with mortars even as we dug the graves,” he said.

The family had received news that the Kurds had eased passage into Sinjar, about 35 miles away, so they set off as a battle raged around them. Corpses lay on the streets from both sides of the fighting, they recalled. One car broke down; they abandoned it and crammed into the remaining vehicles for a high-speed exit.

The view as they drove away, Qassim Hassan said, might well have been his last glimpse of his ancestral lands. He left behind two family homes and six shops filled with expensive fabric from a tailoring business that’s been passed down for generations.

“There is no way to describe this disappointment in the people of the north,” he said. “We never want to go back now. Never.”



Kurdish forces granted them only temporary passage through their territories. The family still has the paper permission slips, with a handwritten warning that says they could stay no more than two days. They couldn’t find a hotel or rooms to rent, so they slept at checkpoints, baking in temperatures that climbed to 113 degrees. Qassim Hassan prayed day and night that his pregnant daughter-in-law, 16-year-old Batoul, could make it to safety before delivering her first child.

The family said Kurdish forces taunted them at checkpoints, accusing them of complicity in Saddam’s campaign to drive Kurds from the area. They protested that they, too, were victims of the forced relocations of the former regime, but the Kurds wouldn’t listen.

“They sat on chairs at the checkpoints and just watched as our children suffered in the sun,” Qassim Hassan said. “We faced fear, hunger, thirst, every hardship you can imagine.”

After leaving the inhospitable Kurdish territories, the family’s ragtag convoy continued along a perilous route through contested areas until they finally reached Baghdad and then headed further south to the only place they knew they could count on refuge: the Shiites’ sacred city of Najaf. They arrived less than a week ago, their money gone and their clothes soiled and tattered.

They were given shelter on the outskirts of the city in a house of worship known as a husseiniya, which they share with eight other families from Tal Afar. Local families donated a refrigerator and bring them food and water. There is no air conditioning and only sporadic electricity. A dozen or more traumatized children milled about one recent afternoon, flinching whenever someone slammed the metal door too hard.

The women’s quarters consist of a sweltering room dotted with flimsy foam mattresses and makeshift cribs fashioned from overturned tables lined with cardboard. Their few belongings sit in plastic bags along one wall. But the mood inside was happy that day because Batoul, the expectant teenager, had just given birth to a daughter she named Amina, who lay swaddled and silent in her mother’s arms.

“God willing, we will return, and I will show her,” Batoul said. “We love Tal Afar. It was our home.”

Email: hallam@mcclatchydc.com; Twitter: @HannahAllam



Read mo
re here: http://www.mcclatchydc.com/2014/07/05/232432/for-one-fleeing-shiite-family.html#storylink=cpy

mardi 1 juillet 2014

APPEAL FROM THE IRAQI TURKMEN FRONT TO THE UNITED NATIONS TO ESTABLISH A SAFE HAVEN FOR THE TURKMENS IN IRAQ


IRAQI TURKMEN FRONT
European Representation
Brussels-Belgium



For the urgent attention of The Secretary-General of the United Nations, Mr. Ban Ki-moon

S.0.S. AND URGENT APPEAL FROM THE IRAQI TURKMENS TO THE UNITED NATIONS FOR THE ESTABLISHMENT OF A SAFE HAVEN FOR TURKMENS IN THE NORTH OF IRAQ.

Your Excellency,

As the representative of the Iraqi Turkmen front in the European Union and on behalf of the Iraqi Turkmens, who constitute  Iraq’s  third largest ethnic group and one of the three  main communities forming  the backbone of the Iraqi people with the Arabs and Kurds, I am writing to you in order to bring to your attention the grave situation the Turkmens are facing in the north of Iraq after the attacks and the invasion of Mosul city by the terrorist organization ‘ISIS’(the Islamic State of Iraq and Sham) on the 9th of June 2014.

Since then, the terrorist organization ISIS has multiplied its attacks and extended its invasion to the north of Iraq rapidly because of the unexpected and astonishing sudden withdrawal of the Iraqi army divisions from their positions in the four provinces in the north of Iraq (Mosul, Kirkuk, Salaheddin and Diyala), leaving a vacuum and facilitating the partial occupation of these provinces by ISIS and by the Kurdish Peshmerga.

Indeed, the Kurdish Peshmerga, either in prior agreement with the terrorist organization  ISIS or opportunistically taking advantage of the present weakness of the Iraqi government forces in the north of Iraq, have quickly advanced their forces beyond the Kurdish autonomous region to occupy and control the so-called ‘contested territories’ in the provinces of  Kirkuk, Mosul, Salaheddin and Diyala. The Kurdish Peshmerga forces are now de facto occupying almost all the Turkmen region in the north of Iraq (Türkmeneli) and controlling almost all Turkmen cities and towns in these four provinces.

After occupying Mosul city, ISIS attacked Telafer, the largest Turkmen city in the province of Mosul, killing over one hundred Turkmens and wounding several hundreds of them, 200.000 Turkmen inhabitants of Telafer, mainly women, children and elderly people fled the city under heavy shelling. These defenceless people are facing huge difficulties to find shelter, water and food, they are in the desert under scorching heat. Some of them have been denied entry to the Kurdish region where they were seeking refuge.

ISIS after establishing its control on Mosul moved forward to the south and took control of Tikrit, the capital of the Salaheddin province and of the town of Hawija, the largest Sunni Arab town in Kirkuk province where they took control without any resistance neither from the central government forces nor from the local authorities because of the sudden withdrawal of the Iraqi army divisions from their positions in these provinces as mentioned earlier.

After controlling Tikrit and Hawija , ISIS  moved to the Turkmen region of Kirkuk, Salaheddin and Diyala provinces and attacked the Turkmen towns and villages situated  in these provinces such as Bashir, Biravceli, Bastamli,  Chardaghli, Kara Naz, Kara Tepe, Salman Pak, Jalawla and several villages belonging to the Turkmen Bayat tribes.

In each of these Turkmen localities ISIS has committed crimes against humanity, torturing, raping, kidnapping young girls, looting Turkmens’ properties and mass killing indiscriminately women, men and children.

The Turkmens in Iraq have been betrayed by the Iraqi government who assured them that the Iraqi army would protect the Turkmens in the entire Turkmen region in the north of Iraq.

The 12th division of the Iraqi army which was supposed to defend and protect Kirkuk province, unexpectedly abandoned its position, leaving all its weapons and equipment behind.

The Kurdish Peshmerga took over the area and confiscated the weapons which were abandoned by the Iraqi army. The Peshmerga were supposed to protect and defend Kirkuk province from ISIS attacks.

Unfortunately, when ISIS encircled and attacked the village of Beshir (situated some 30 km south west of Kirkuk)  the Peshmerga forces abandoned their position around Beshir, leaving the poorly armed Turkmen inhabitants on their own to defend their village. They resisted as long as they could until they ran out of ammunition.  ISIS conquered the village and the inhabitants fled, but unfortunately not all of them succeeded.  Dozens of people were killed, more than 30 were wounded and a large number of them are still missing, they are either dead or still trapped inside the village.

 ISIS has committed the same crimes in the Turkmen locality of Biravceli, in Salaheddin province, where they killed 23 defenceless Turkmens, most of them women and children.

The above are just a few examples of what is happening to the unarmed and unprotected Turkmens in  their towns, cities and villages in the north of Iraq.

Since 2003, Turkmens have been continuously targeted and attacked. They have been killed, wounded, kidnapped for ransom, their properties have been looted or burned and their political leaders have been assassinated.

In view of the above, it is clear that the survival of the Turkmen community in Iraq is at stake. They are facing ethnic cleansing and a potential genocide in the present day troubled situation of the country.

Therefore, Iraqi Turkmens urge the General Secretary of the United Nations to do his utmost to come to the help of the Turkmens to protect them by providing a safe haven for them in the north of Iraq, similar to the safe haven the UN provided for the Kurds of Iraq from 1991 to 2003.

Furthermore, Turkmens urge the United Nations to bring the criminals from ISIS as well as those responsible in the Iraqi central government and local authorities in these provinces who betrayed the Turkmens by leaving them without defence and protection to the International Criminal Court to be judged.

Yours respectfully,


Dr. Hassan Aydinli
Iraqi Turkmen Front EU representative

Brussels, 21st June 2014.


Please see Turkish translation hereunder:

Ekselansları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Bay Ban Ki Moon'nun acil dikkatine
IRAK TÜRKMENLERİNDEN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERİNE KUZEY IRAK'TA GÜVENLİ BÖLGE TESİSİ İÇİN S.O.S. VE ACİL BAŞVURU
Sayın Ekselansları

Ben, Irak Türkmen Cephesinin Avrupa Birliğinde ki Temsilcisi olarak ve Irak'ta ki üçüncü büyük etnik gurup olan, Araplar ve Kürtler ile birlikte Irak halkının omurgasını teşkil eden üç ana toplumdan biri olan Irak Türkmenleri adına, Irak Türkmenlerinin ISIS/IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) adlı terör örgütünün 9 haziran 2014 tarihinden beri Kuzey Irak'ı istila etmesi üzerine bugünlerde yaşadıkları korkunç trajik duruma ve karşılaştıkları feci zorluklara dikkatinizi çekmek için bu mektubu size yazıyorum. 

O günden beri ISIS/IŞİD terör örgütü saldırılarını katlayıp istilasını Kuzey Irak'a doğru hızla yaymakta, Irak silahlı birliklerinin konuşlandıkları Kuzey Irak'ta ki dört (Musul, Kerkük, Salaheddin ve Diyala) ilden beklenmedik ve şaşırtan geri çekilişinden doğan boşluk nedeniyle anılan vilayetlerin kısmen ISIS/IŞİD ve Kürt peşmergeler tarafından istilasını kolaylaştırmaktadır.  

Gerçekte Kurt Pesmerge, ya terör örgütü ISIS/IŞİD ile önceden anlaşarak ya da şans eseri Irak hükümet güçlerinin Irak'ın kuzeyinde ki mevcut zayıflığından faydalanarak Kürt peşmergeler kuvvetlerini Kürt özerk bölgesinin ötesinde Kerkük, Musul, Salaheddin ve Diyala illerinde ki sözde "ihtilaflı toprakları" işgal ve kontrol etmek için hızla ilerletmişlerdir. Peşmerge kuvvetleri şimdi Kuzey Irak'ın Türkmen bölgesinin (Türkmeneli) neredeyse tamamını işgal etmekte ve anılan dört vilayette ki Türkmen kasabalarını ve şehirleri kontrol etmektedirler.

ISIS/IŞİD bir hafta önce Musul'u istila ettikten sonra Musul ilinde ki en büyük Türkmen kasabası Telafer'e saldırarak yüzden fazla Türkmen'i öldürmüş ve birkaç yüzünü de yaralamıştır. 200.000 nüfuslu Telafer kasabasının, çoğunluğu kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan oluşan halkı kesif bombardıman altında şehri terk etmişlerdir. Kavurucu çöl sıcağında ki bu savunmasız halk barınak, su ve gıda bulmada büyük güçlük çekmektedirler. Onlardan Kürt bölgesine sığınma arayışında olan bazılarının talepleri ret edilmiştir.
  
ISIS/IŞİD; Kerkük ilinde ki Hawija ve Tikrit kasabalarını kontrol altına aldıktan sonra Kerkük, Salaheddin ve Diyala illerinin Türkmen bölgesine geçip bu illerde ki Beşir, Biravceli, Salman Pak, Kara Tepe, Jalawla gibi Türkmen kasabalarına ve Türkmen Bayat kabilelerine ait olan birkaç köye de saldırıp işgal etmişlerdir.

ISIS/IŞİD işgal ettiği bu Türkmen yerleşimlerinin her birinde, işkence, tecavüz, genç kızları kaçırma, Türkmen mülklerini yağmalama ve ayırım gözetmeksizin kadınları, adamları ve çocukları toplu öldürerek insanlığa karşı suç işlemektedirler.

Irak'ta ki bütün bölgelerde yerleşik Türkmenleri Irak ordusunun koruyacağına dair güvence veren Irak hükümeti tarafından Irak'ta ki Türkmenlere ihanet edilmiştir.  

Kerkük ilini savunma ve korumadan sorumlu 12nci Irak tümeninin, tüm silahlarını ve malzemelerini bırakarak bulunduğu mevkii beklenmedik bir şekilde terk etmiştir.

Kürt peşmerge Kerkük ilini ISIS/IŞİD saldırılarına karşı savunmak üzere bölgeyi devralmış ve Irak ordusunun terk ettikleri silahlara el koymuştur.   

Maalesef, ISIS/IŞİD Beşir'e saldırdığında peşmerge kuvvetleri, az sayıda silahlanmış Türkmen halkını kendi köylerini savunma zorunda bırakarak, Beşir çevresinde ki konumlarını terk etmişlerdir. Türkmenler mühimmatları bitinceye kadar ellerinden geldiğince direnmişlerdir. ISIS/IŞİD köyü ele geçirmiş ve köy halkı yerlerini terk etmişlerdir, fakat maalesef hepsi başarılı olamamıştır. En azından düzinelerce kişi öldürülmüş, 30 kişiden fazlası yaralanmış ve bir çoğu hala kayıptır, bunlar ya ölüdürler ya da köyde mahsur kalmışlardır.

ISIS/IŞİD aynı insanlık suçlarını, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 23 Türkmen'i öldürdükleri, Salaheddin ilinde ki Türkmen yerleşimi Biravceli'de işlemişlerdir.

Yukarıdakiler Kuzey Irak'ta kendi kasabalarında, şehirlerinde ve köylerinde silahsız Türkmenlere yapılanlardan bir kaç örnektir.

2003 yılından beri Türkmenler sürekli hedef olmuşlar ve saldırılmışlardır. Öldürülmüşler, yaralanmışlar, fidye için rehin alınmışlar ve mülkleri yağmalanmışlar veya yakılmışlar ve politik liderleri suikasta uğramışlardır.  

Yukarıda anlatılan görünümüyle, Irak'ta ki Türkmen toplumunun hayatta kalması açıkça söz konusudur. Ülkenin mevcut sorunlu durumunda tüm Irak'ta ki, bilhassa Kuzey Irak'ta ki, Türkmenler bir etnik temizlik ve potansiyel soykırımla karşı karşıyadırlar.

Bu nedenle Irak Türkmenleri; Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Bay Ban Ki Moon'u, 1991 - 2003 yılları arasında Irak Kürtlerine sağlandığı gibi Türkmenlere de Kuzey Irak'ta emniyetli bir yaşam sağlamak suretiyle Türkmenlere yardım etmelerini ve onları potansiyel bir soy kırımından korumak için sonuna kadar çaba sarf etmelerini acilen talep ederler

Ayrıca Türkmenler Birleşmiş Milletlerden ISIS suçlularını Irak merkezi yönetiminde ki ve sözü edilen dört vilayetin yöresel yönetimlerinde ki, Türkmenleri savunmasız ve korumasız bırakarak ihanet eden sorumlular ila birlikte Uluslar Arası Suçlular Mahkemesinde yargılanması huşunu acilen talep ederler.  

Saygılarımla

Dr. Hassan Aydinli
Irak Türkmen Cephesi AB'de ki Temsilcisi
Brussels, 21st June 2014.



samedi 28 juin 2014

Northern Iraq (articles) Turkmens kidnapped by ISIS in Iraq and Barzani declaration on Kirkuk


At least 40 Shia Turkmen kidnapped by ISIS
Forces of the Islamic State of Iraq and Sham (ISIS) kidnapped at least 40 Shia Turkmen, dynamited four Shia places of worship, and ransacked homes and farms in two Shia villages bordering the Iraqi city of Mosul, Human Rights Watch said today. The assaults took place during a violent three-day spree that began on June 23, 2014.
http://www.hrw.org/news/2014/06/27/iraq-isis-kidnaps-shia-turkmen-destroys-shrines


Ex-Saddam Baathists unite in Ninevah campaign
http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2014/06/iraq-mosul-takeover-factions-isis-baath-party.html

Whatever the eventual shape and status of Iraqi Kurdistan, the immediate result of the current turmoil will be a stronger and more influential Kurdish entity. Whether the central authorities in the capitals of the region like it or not, that will one day have an impact on the debate about the future shape of Syria and the position of the Syrian Kurds. Likewise, with a new chapter in the relations between Turkey and its Kurds about to be opened, a confident Kurdish government in Arbil, fully supported by Ankara, will strengthen the hands of the Kurds in Diyarbakır in their quest for democratic autonomy within the present borders of Turkey.


What I did not say by JOOST LAGENDIJK (Cihan/Today's Zaman)
http://en.cihan.com.tr/news/The-Kurds-and-Kirkuk-What-I-did-not-say_0294-CHMTQ5MDI5NC81