mardi 22 juillet 2014

Iraqi Turkmens ‘left for dead’ in desert

İpek Yezdani - ARBIL

ipek.yezdani@hurriyet.com.tr

Thousands of Turkmen refugees who fled ISIL violence in Telafer are being abandoned to their fate under 50 degrees of hot weather in the desert

Hürriyet Photo, Selçuk Şamiloğlu
Hürriyet Photo, Selçuk Şamiloğlu
A humanitarian tragedy is unfolding in Iraq as Turkmens who fled the advance of the feared Islamic State of Iraq and the Levant (ISIL) are now succumbing to the region’s scorching summer sun as refugees. And with death approaching, many refugees are apoplectic at Turkey and Kurdistan’s indifference to their plight.

“There is always someone to look after Kurds and Arabs in Iraq, but there is no one to look after Turkmens. Turks were calling Telafer ‘Little Istanbul;’ why doesn’t Turkey take care of us now?” said Eyat Suttu, 35, noting that said his wife had been seriously ill for five days but that he had not been able to bring her to a hospital because the Iraqi Kurdish peshmarga had not let them enter Arbil.   

“We are going to die here under the sun in the dust. Just kill all of us at once and this torture will be finished for all of us,” he said. 

On June 15, ISIL, who had recently renamed itself as the Islamic State (IS), seized the control of the northern Iraqi city of Telafer, a largely Turkmen city.  

Thousands of Shiite Turkmens first fled to the northwestern city of Sinjar in order to flee to either Kirkuk, Baghdad, Karbala of Najaf. However, they have been kept waiting for days in 50-degree weather in the desert by peshmarga forces at the Hazer security checkpoint just outside Arbil. 

Hazer is the main security checkpoint between Arbil and ISIL-controlled Mosul. Outside the checkpoint, there are thousands of people from new-born babies to the elderly, who have been trying to survive in tents which they have made from blankets in the desert heat.

Small children and elderly people die every day because of the intense heat, according to refugees waiting at the checkpoint.

‘We buried three children’


Mahsoun Habil Muhsin, 35, escaped from Telafer with his wife and five children. “We have been suffering here for a week. The peshmarga doesn’t allow us to enter Arbil. Our children are dying because of the heat and diseases. We buried two old women and three children yesterday. There are new-born babies in the camp and they could die at any minute,” Muhsin said.    

The only area Shiite Turkmens think they can take shelter in in northern Iraq is the peshmarga-controlled city of Kirkuk. 

“When ISIL attacked Telafer, we have fled to Sinjar on June 16. But there was no food or water there. So we had to leave Sinjar and come here. However, the peshmarga keeps us waiting here. Why don’t they let us go? We are Turkish, why doesn’t Turkey take care of us?” Muhsin added. 

Hidir Suleiman, 42, who used to be an elementary school teacher in Telafer, fled to Hazer with his nine children. “We left everything we had behind. We didn’t even take our ID cards. Elderly people died on the road. Our wives and children are dying here. We just want to get out of here, we don’t want anything else. Just save us and allow us to enter a town in Turkey,” he said. 

Thousands of Turkmens stay in the storage as hot as oven


In addition to Turkmens who have been kept waiting at the Hazer checkpoint, there are also thousands more who have been living inside an empty storage in Arbil. They are being sent to Baghdad, Najaf or Karbala in small number of groups by plane once a week.

Inside the storage, it is much hotter than outside. They have divided the storage into three- to five-square-meter rooms with blankets for each family. There are at least 10 people staying in every room. 

Fazil Muhammad, a hammersmith from Telafer, fled Arbil with nine people from his family. “We had had clashes with ISIL for three days, and then the Iraqi army brigade who came from Baghdad fought against them for a week. Then ISIL started to bomb the town. Gen. Abu Walid withdrew his soldiers. We had to run away too. We have been staying here for 30 days, we are waiting to be sent to southern Iraq,” he said. 

‘ISIL killed all those left behind’


Hadi Hasan, who came to the storage a week ago, said ISIL had killed all the Shiites who were not able to flee and who were left behind in Telafer. 

“They killed even 40-day-old babies and the elderly. They have blasted all the Shiite mosques. They even killed the animals, cows and sheep. We didn’t have time to bury some of the bodies.” 

Zeynep Ali Ekber, 25, said ISIL militants took away 20 people including her father and her brother from the Bekkekut village of Telafer. “They have arrested many from the other Shiite villages. We haven’t heard from them since then,” she said.
July/22/2014

http://www.hurriyetdailynews.com/iraqi-turkmens-left-for-dead-in-desert.aspx?pageID=238&nID=69432&NewsCatID=352

lundi 21 juillet 2014

TURKMEN VILLAGE OF BESHIR IN NORTHERN IRAQ (VIDEO)


Post by ‎بشير TV‎.




dimanche 20 juillet 2014

IRAK TÜRKMENLERİNDEN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERİNE KUZEY IRAK'TA GÜVENLİ BÖLGE TESİSİ İÇİN S.O.S. VE ACİL BAŞVURU

 TURKISH TRANSLATION OF THE LETTER WHICH WAS SENT TO THE U.N.

For the original text in English please see: http://merryabla64.wordpress.com/2014/07/01/iraqi-turkmens-appeal-to-the-united-nations-to-establish-a-safe-haven-for-the-turkmens-in-iraq/





IRAQI TURKMEN FRONT
European Representation
Brussels-Belgium


Ekselansları, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Bay Ban Ki Moon'nun acil dikkatine

IRAK TÜRKMENLERİNDEN BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERİNE KUZEY IRAK'TA GÜVENLİ BÖLGE TESİSİ İÇİN S.O.S. VE ACİL BAŞVURU

Sayın Ekselansları

Ben, Irak Türkmen Cephesinin Avrupa Birliğinde ki Temsilcisi olarak ve Irak'ta ki üçüncü büyük etnik gurup olan, Araplar ve Kürtler ile birlikte Irak halkının omurgasını teşkil eden üç ana toplumdan biri olan Irak Türkmenleri adına, Irak Türkmenlerinin ISIS/IŞİD (Irak Şam İslam Devleti) adlı terör örgütünün 9 haziran 2014 tarihinden beri Kuzey Irak'ı istila etmesi üzerine bugünlerde yaşadıkları korkunç trajik duruma ve karşılaştıkları feci zorluklara dikkatinizi çekmek için bu mektubu size yazıyorum. 

O günden beri ISIS/IŞİD terör örgütü saldırılarını katlayıp istilasını Kuzey Irak'a doğru hızla yaymakta, Irak silahlı birliklerinin konuşlandıkları Kuzey Irak'ta ki dört (Musul, Kerkük, Salaheddin ve Diyala) ilden beklenmedik ve şaşırtan geri çekilişinden doğan boşluk nedeniyle anılan vilayetlerin kısmen ISIS/IŞİD ve Kürt peşmergeler tarafından istilasını kolaylaştırmaktadır.  

Gerçekte Kurt Pesmerge, ya terör örgütü ISIS/IŞİD ile önceden anlaşarak ya da şans eseri Irak hükümet güçlerinin Irak'ın kuzeyinde ki mevcut zayıflığından faydalanarak Kürt peşmergeler kuvvetlerini Kürt özerk bölgesinin ötesinde Kerkük, Musul, Salaheddin ve Diyala illerinde ki sözde "ihtilaflı toprakları" işgal ve kontrol etmek için hızla ilerletmişlerdir. Peşmerge kuvvetleri şimdi Kuzey Irak'ın Türkmen bölgesinin (Türkmeneli) neredeyse tamamını işgal etmekte ve anılan dört vilayette ki Türkmen kasabalarını ve şehirleri kontrol etmektedirler.

ISIS/IŞİD bir hafta önce Musul'u istila ettikten sonra Musul ilinde ki en büyük Türkmen kasabası Telafer'e saldırarak yüzden fazla Türkmen'i öldürmüş ve birkaç yüzünü de yaralamıştır. 200.000 nüfuslu Telafer kasabasının, çoğunluğu kadınlar, çocuklar ve yaşlılardan oluşan halkı kesif bombardıman altında şehri terk etmişlerdir. Kavurucu çöl sıcağında ki bu savunmasız halk barınak, su ve gıda bulmada büyük güçlük çekmektedirler. Onlardan Kürt bölgesine sığınma arayışında olan bazılarının talepleri ret edilmiştir.
  
ISIS/IŞİD; Kerkük ilinde ki Hawija ve Tikrit kasabalarını kontrol altına aldıktan sonra Kerkük, Salaheddin ve Diyala illerinin Türkmen bölgesine geçip bu illerde ki Beşir, Biravceli, Salman Pak, Kara Tepe, Jalawla gibi Türkmen kasabalarına ve Türkmen Bayat kabilelerine ait olan birkaç köye de saldırıp işgal etmişlerdir.

ISIS/IŞİD işgal ettiği bu Türkmen yerleşimlerinin her birinde, işkence, tecavüz, genç kızları kaçırma, Türkmen mülklerini yağmalama ve ayırım gözetmeksizin kadınları, adamları ve çocukları toplu öldürerek insanlığa karşı suç işlemektedirler.

Irak'ta ki bütün bölgelerde yerleşik Türkmenleri Irak ordusunun koruyacağına dair güvence veren Irak hükümeti tarafından Irak'ta ki Türkmenlere ihanet edilmiştir.  

Kerkük ilini savunma ve korumadan sorumlu 12nci Irak tümeninin, tüm silahlarını ve malzemelerini bırakarak bulunduğu mevkii beklenmedik bir şekilde terk etmiştir.

Kürt peşmerge Kerkük ilini ISIS/IŞİD saldırılarına karşı savunmak üzere bölgeyi devralmış ve Irak ordusunun terk ettikleri silahlara el koymuştur.   

Maalesef, ISIS/IŞİD Beşir'e saldırdığında peşmerge kuvvetleri, az sayıda silahlanmış Türkmen halkını kendi köylerini savunma zorunda bırakarak, Beşir çevresinde ki konumlarını terk etmişlerdir. Türkmenler mühimmatları bitinceye kadar ellerinden geldiğince direnmişlerdir. ISIS/IŞİD köyü ele geçirmiş ve köy halkı yerlerini terk etmişlerdir, fakat maalesef hepsi başarılı olamamıştır. En azından düzinelerce kişi öldürülmüş, 30 kişiden fazlası yaralanmış ve bir çoğu hala kayıptır, bunlar ya ölüdürler ya da köyde mahsur kalmışlardır.

ISIS/IŞİD aynı insanlık suçlarını, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 23 Türkmen'i öldürdükleri, Salaheddin ilinde ki Türkmen yerleşimi Biravceli'de işlemişlerdir.

Yukarıdakiler Kuzey Irak'ta kendi kasabalarında, şehirlerinde ve köylerinde silahsız Türkmenlere yapılanlardan bir kaç örnektir.

2003 yılından beri Türkmenler sürekli hedef olmuşlar ve saldırılmışlardır. Öldürülmüşler, yaralanmışlar, fidye için rehin alınmışlar ve mülkleri yağmalanmışlar veya yakılmışlar ve politik liderleri suikasta uğramışlardır.  

Yukarıda anlatılan görünümüyle, Irak'ta ki Türkmen toplumunun hayatta kalması açıkça söz konusudur. Ülkenin mevcut sorunlu durumunda tüm Irak'ta ki, bilhassa Kuzey Irak'ta ki, Türkmenler bir etnik temizlik ve potansiyel soykırımla karşı karşıyadırlar.

Bu nedenle Irak Türkmenleri; Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Bay Ban Ki Moon'u, 1991 - 2003 yılları arasında Irak Kürtlerine sağlandığı gibi Türkmenlere de Kuzey Irak'ta emniyetli bir yaşam sağlamak suretiyle Türkmenlere yardım etmelerini ve onları potansiyel bir soy kırımından korumak için sonuna kadar çaba sarf etmelerini acilen talep ederler

Ayrıca Türkmenler Birleşmiş Milletlerden ISIS suçlularını Irak merkezi yönetiminde ki ve sözü edilen dört vilayetin yöresel yönetimlerinde ki, Türkmenleri savunmasız ve korumasız bırakarak ihanet eden sorumlular ila birlikte Uluslar Arası Suçlular Mahkemesinde yargılanması huşunu acilen talep ederler.  

Saygılarımla

Dr. Hassan Aydinli
Irak Türkmen Cephesi AB'de ki Temsilcisi
Brussels, 21st June 2014.

jeudi 17 juillet 2014

Selective treatment for IDPs in Kurdistan


ERBIL, 16 July 2014 (IRIN) - Concern is growing over how the semi-autonomous government of Iraqi Kurdistan is managing its borders amid reports that vulnerable families seeking refuge are being refused entry or forced into transit camps along ethnic lines.

In the days after militants of the Islamic State of Iraq and the Levant (ISIS), seized control of Iraq’s second city Mosul in early June, some 500,000 Iraqis of varying ethnicities streamed into the northern Kurdistan region seeking shelter in a mix of hotels, mosques, schools and parks.

However, in recent weeks, aid workers say that access has been tightened and fewer displaced people are being allowed in.

According to NGO staff working at the border, checkpoints are regularly closed and thousands of people are kept waiting for long periods - in some instances up to five days - without information and with limited access to shelter, food and water.

There is also, rights groups say, a trend of different access rules being applied based on people’s ethnicity and religion: Kurds and Christians, or those who have sponsors inside Kurdistan, are able to pass relatively easily, but generally Sunni and Shia Arabs and Turkomen are being stopped or sent to temporary holding sites.


A senior aid worker from an international NGO, who declined to be named due to the “extreme sensitivities” of the issue, said: “The blocking of entry to people along ethnic lines is an issue and it needs to be looked at.”

lundi 14 juillet 2014

TURKEY HAS TO PROTECT IRAQI AND SYRIAN TURKMENS

İlnur Çevik

TURKEY HAS TO PROTECT IRAQI AND 

SYRIAN TURKMENS



İlnur Çevik12 July 2014, Saturday


As the Iraqi situation takes a turn for the worse, the plight of the Turkmens of Iraq, whether they
are Shiite or Sunni, is surpassing crisis dimensions and needs the urgent attention of Turkey.


This is a complicated situation. The Turkmens are scattered throughout the central and northern
sectors of Iraq mostly around the Kirkuk and Mosul areas. They are now running away from
the malice created by religious extremists called the Islamic State for Iraq and Al-Sham (ISIS),
and there are reports that the number of Turkmen refugees has reached the 350,000s.


What is sad is that while Shiite Arab refugees, Sunni Arab refugees and Kurds can find safe
heaven for themselves, the Turkmens of Iraq, be it Shiite or Sunni, are left on their own to face
an uncertain future. Ankara has been using its good offices in Iraq to provide some relief for
the Turkmens, but it is seriously insufficient.


Meanwhile, the process of the disintegration of Iraq is progressing. The rift between the Kurds
and Baghdad is deepening. Iraqi Prime Minister Nouri al-Maliki has accused the Kurds of
cooperating with the Sunni extremists and has gone as far as to say Masoud Barzani has
given facilities to ISIS in Irbil. Maliki has said his forces will take back Kirkuk and the other
disputed areas taken over by the Kurds after Iraqi army units fled these locations in view of
ISIS attacks. Barzani has replied that they will never give up the disputed lands. There is
talk that the Kurds are pulling their people out of Baghdad, including their ministers in the
central government and their parliamentarians. The Kurds have also said they will take legal
action against oil companies that are buying Iraqi oil, as the central government does not
pay them the share of oil revenues that is earmarked in the Iraqi budget.



Meanwhile, the ISIS forces are continuing to make gains against Maliki's forces, while
the political situation in Baghdad deteriorates with the parliament paralyzed after failure
to convene repeated times. There are also divisions in the Shiite bloc as there are growing
calls for a new government without Maliki. But time is running out for Iraq as fighting
continues and a kind of meaningful resolution of the crisis seems distant.

Everything points to a gradual disintegration of Iraq. So amid this tragic picture there are
 urgent decisions to be made and steps to be taken by Ankara.


First, we have to decide what our position will be to the Kurds declaring an independent
state in Irbil. Will we accept the Kurdish declaration and demand clarifications on the
status of Kirkuk? What will be our conditions to accept Kurdish independence?


Secondly, we have to create and secure a safe haven even today for the Turkmens in
Iraqi territory by putting pressure on the Kurds and the Arab Sunnis. We have the oil card
as a strong leverage and our close ties with Barzani to make this work. Then of course we
have to convince the Turkmens to move to this safe haven and create their own autonomous
zone or maybe even a Turkmen state in Iraq. It is crucial that Ankara steps in and acts quickly.



Thirdly, we have to pay attention to the plight of the Turkmens in Syria and see that their
interests are also served. It is true that Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan is now busy
with his presidential campaign, but he has to take time off for the Turkmens of Iraq. Foreign
Minister Ahmet Davutoğlu, who is a man of strategy, should be able to contribute in this
mission along with National Intelligence Organization (MİT) Chief Hakan Fidan.


http://www.dailysabah.com/columns/ilnur-cevik/2014/07/12/turkey-has-to-protect-iraqi-and-syrian-turkmens


dimanche 13 juillet 2014

THE ETHNIC CLEANSING OF TURKMENS, IRAQ'S THIRD MAIN ETHNIC COMMUNITY

THE ETHNIC CLEANSING OF IRAQ’S THIRD MAIN ETHNIC COMMUNITY: 

THE TURKMENS

There are over 350.000 internally displaced Turkmens in Iraq since June 2014, they fled from their cities and villages which were attacked by ISIS (the Islamic State of Iraq and Sham) in June, many were killed and wounded. 

After attacking  and occupying Mosul city on 9th June 2014, ISIS attacked Tel Afer, the largest Turkmen city in the province of Mosul.
When ISIS moved to the Turkmen inhabited region of  Kirkuk, Salaheddin and Diyala provinces, they attacked the Turkmen towns and villages situated in these provinces:Bashir, Biravceli, Bastamli, Chardaghli, Kara Tepe, Salman Pak, Jalawla and several villages belonging to the Turkmen Bayat tribes.

Please click on the link below to read the S.O.S. AND URGENT APPEAL FROM THE IRAQI TURKMENS TO THE UNITED NATIONS FOR THE ESTABLISHMENT OF A SAFE HAVEN FOR THE TURKMENS IN THE NORTH OF IRAQ


MAP OF IRAQ ( THE REGION INHABITED BY TURKMENS ‘Turkmeneli’ IS INDICATED IN BLUE)
map_of_turkmeneli
 THE TURKMENS’ VOICES HAVE ALWAYS BEEN STIFLED IN IRAQ
The history of the Turkmens in Iraq is one of continuous sufferings since the establishment of the Iraqi State in 1921.
Turkmens should be amongst the wealthiest people on earth,  their region Turkmeneli,
is rich in oil, gas, and their agricultural lands are very fertile.
Unfortunately their region continues to be coveted by Arabs and Kurds.
Turkmens do not have armed militias, they are an easy target.

 The dramatic situation of the internally displaced Turkmens

The Internally Displaced Turkmens in Iraq will never be able to return to their cities and villages which are now de facto occupied and controlled by ISIS and/or by their Sunni Arab allies, or by the  Kurdish Peshmerga.
.
The Turkmens who are transferred to the south of Iraq will be arabised while those who remain in the north of Iraq will be kurdified.
.
The Kurds, taking advantage of the weakness of the Iraqi government,  advanced their forces beyond the Kurdish autonomous region. Kurdish Peshmerga forces are now de facto occupying the Turkmen region in the north of Iraq (called TURKMENELI)  they control almost all Turkmen cities and towns in the four provinces in the north of Iraq (Mosul, Kirkuk, Salaheddin and Diyala).  
.
The majority of Sunni Arabs in the north of Iraq support ISIS, they did not try to resist when ISIS attacked Mosul.
.
Turkmen IDPs have lost everything, their houses were looted after they were forced to flee to save their lives. They are now homeless and landless.
.
 Photos of  Turkmens in Iraq  fleeing their cities and villages after being attacked by ISIS (in June 2014).
Turkmen refugees 8

Turkmen refugees 4
telafer refugees2
TURKMEN IDPs
 Trying to protect themselves from the scorching heat
Turkmens fleeing from Telafer
Photo above: Turkmens fleeing from Tel Afer (a Turkmen city in the north west of Iraq) under heavy shelling by ISIS
Turkmen refugees truck

Turkmens were taken to transit camps by trucks

Hereunder, photos taken at one of the Transit camps (situated in the Kurdish Autonomous Region - Baharka camp, 10 km from Erbil city)

Turkmen IDs in warehouse Erbil
11th July, 2014 -BAHARKA Transit Camp : After waiting for several days in the scorching heat, with hardly any water and food, 5.000 Internally Displaced Turkmens arriving from Tel Afer (a Turkmen city in the north west of Iraq) were finally allowed to enter Erbil.
.
They are now in Baharka Transit Camp (10 km north of Erbil ) which is an old warehouse. But their ordeal is far from over, the living conditions there are appalling. The place is very dirty, very hot (48°C) and there is no sanitation infrastructure and no medical help.
.
Almost all of the IDPs had to stop several times before arriving to Baharka , with on average each IDP family stopping 5 times.
.
Over half of the IDPs relying on their own savings to meet their basic needs reported that it would last only one week. The remaining  reported that they had no means to support their families.
UNHCR help has not yet reached these IDPs.
.
Iraqi Turkmen Front (ITF) Executive Board Members Messrs Ali Mehdi and Aydin Maruf, and ITF Erbil  representative Mr. Dilsat Terzi, delivered some humanitarian assistance to the IDPs.
.
The Turkish Relief Organization UKBA (Uluslararasi Kardeşlik Banş ve Ahlak Vakfi) International Brotherhood, Peace and Moral Foundation, also provided assistance to the IDPs.
.
There is an urgent need for baby milk and diapers. There are not enough mattresses. Many people are sleeping on the floor outside the warehouse. Children are suffering from diarrhoea and dehydration.
The Internally Displaced   Turkmens of this Transit camp near Erbil are waiting to be flown to  NAJAF in the South of Iraq.
.
More IDPs are on their way to this Transit camp…
We had reports today that 13 IDPs, including children,  have died between Mosul and Erbil because of lack of food and water.

Turkmen refugee father and baby
 A father trying to cool his baby (babies are the first to suffer from dehydration in this temperature of  48°C).
Turkmen ids 6
 The whereabouts of many Turkmen IDPs is still  unknown.
 Note: According to a report from  OCHA (United Nations OFFICE FOR THE COORDINATION OF HUMANITARIAN AFFAIRS), Iraq is now contending with one of the largest internally displaced populations in the world; over 1.2 million have been displaced since January 2014. Since the fall of Mosul on 9th June 2014, armed opposition groups (AOGs), including Baathists, tribal militias and members of the former regime/military, along with the Islamic State of Iraq and Sham (ISIS), have taken control of large swathes of Iraq’s provinces.

Turkmen refugee children water
Water being delivered by the Turkmen community of Erbil  to the Turkmen children (of Tel Afer) at Camp Baharka  near Erbil – Apart from two Turkish Aid Agencies and the Iraqi Turkmen Front, no one is providing humanitarian help to the poor IDPs.

Turkmen refugee, mother with sick child

Turkmen refugees in Iraq 6
Exhausted Turkmen IDPs trying to find a place in the shade (Temperature in June, July and August reaches 50°C in Iraq)
Turkmen refugee 10
An employee of a Turkish Humanitairian Aid Agency trying to comfort an exhausted refugee..
...

Hereunder : URGENT APPEAL FROM THE IRAQI TURKMENS’ EU REPRESENTATIVE ADDRESSED TO THE UNITED NATIONS 
irak-turkmen-cephesi1
IRAQI TURKMEN FRONT
European Representation
Brussels-Belgium

For the urgent attention of The Secretary-General of the United Nations, Mr. Ban Ki-moon
S.O.S. AND URGENT APPEAL FROM THE IRAQI TURKMENS TO THE UNITED NATIONS FOR THE ESTABLISHMENT OF A SAFE HAVEN FOR TURKMENS IN THE NORTH OF IRAQ.

Your Excellency,

As the representative of the Iraqi Turkmen front in the European Union and on behalf of the Iraqi Turkmens, who constitute  Iraq’s  third largest ethnic group and one of the three  main communities forming  the backbone of the Iraqi people with the Arabs and Kurds, I am writing to you in order to bring to your attention the grave situation the Turkmens are facing in the north of Iraq after the attacks and the invasion of Mosul city by the terrorist organization ‘ISIS’(the Islamic State of Iraq and Sham) on the 9th of June 2014.

Since then, the terrorist organization ISIS has multiplied its attacks and extended its invasion to the north of Iraq rapidly because of the unexpected and astonishing sudden withdrawal of the Iraqi army divisions from their positions in the four provinces in the north of Iraq (Mosul, Kirkuk, Salaheddin and Diyala), leaving a vacuum and facilitating the partial occupation of these provinces by ISIS and by the Kurdish Peshmerga.

Indeed, the Kurdish Peshmerga, either in prior agreement with the terrorist organization  ISIS or opportunistically taking advantage of the present weakness of the Iraqi government forces in the north of Iraq, have quickly advanced their forces beyond the Kurdish autonomous region to occupy and control the so-called ‘contested territories’ in the provinces of  Kirkuk, Mosul, Salaheddin and Diyala. The Kurdish Peshmerga forces are now de facto occupying almost all the Turkmen region in the north of Iraq (Türkmeneli) and controlling almost all Turkmen cities and towns in these four provinces.

After occupying Mosul city, ISIS attacked Telafer, the largest Turkmen city in the province of Mosul, killing over one hundred Turkmens and wounding several hundreds of them, 200.000 Turkmen inhabitants of Telafer, mainly women, children and elderly people fled the city under heavy shelling. These defenceless people are facing huge difficulties to find shelter, water and food, they are in the desert under scorching heat. Some of them have been denied entry to the Kurdish region where they were seeking refuge.

ISIS after establishing its control on Mosul moved forward to the south and took control of Tikrit, the capital of the Salaheddin province and of the town of Hawija, the largest Sunni Arab town in Kirkuk province where they took control without any resistance neither from the central government forces nor from the local authorities because of the sudden withdrawal of the Iraqi army divisions from their positions in these provinces as mentioned earlier.

After controlling Tikrit and Hawija , ISIS  moved to the Turkmen region of Kirkuk, Salaheddin and Diyala provinces and attacked the Turkmen towns and villages situated  in these provinces such as Bashir, Biravceli, Bastamli,  Chardaghli, Kara Naz, Kara Tepe, Salman Pak, Jalawla and several villages belonging to the Turkmen Bayat tribes.

In each of these Turkmen localities ISIS has committed crimes against humanity, torturing, raping, kidnapping young girls, looting Turkmens’ properties and mass killing indiscriminately women, men and children.

The Turkmens in Iraq have been betrayed by the Iraqi government who assured them that the Iraqi army would protect the Turkmens in the entire Turkmen region in the north of Iraq.

The 12th division of the Iraqi army which was supposed to defend and protect Kirkuk province, unexpectedly abandoned its position, leaving all its weapons and equipment behind.

The Kurdish Peshmerga took over the area and confiscated the weapons which were abandoned by the Iraqi army. The Peshmerga were supposed to protect and defend Kirkuk province from ISIS attacks.

Unfortunately, when ISIS encircled and attacked the village of Beshir (situated some 30 km south west of Kirkuk)  the Peshmerga forces abandoned their position around Beshir, leaving the poorly armed Turkmen inhabitants on their own to defend their village. They resisted as long as they could until they ran out of ammunition.  ISIS conquered the village and the inhabitants fled, but unfortunately not all of them succeeded.  Dozens of people were killed, more than 30 were wounded and a large number of them are still missing, they are either dead or still trapped inside the village.

ISIS has committed the same crimes in the Turkmen locality of Biravceli, in Salaheddin province, where they killed 23 defenceless Turkmens, most of them women and children.

The above are just a few examples of what is happening to the unarmed and unprotected Turkmens in  their towns, cities and villages in the north of Iraq.

Since 2003, Turkmens have been continuously targeted and attacked. They have been killed, wounded, kidnapped for ransom, their properties have been looted or burned and their political leaders have been assassinated.

In view of the above, it is clear that the survival of the Turkmen community in Iraq is at stake. They are facing ethnic cleansing and a potential genocide in the present day troubled situation of the country.

Therefore, Iraqi Turkmens urge the General Secretary of the United Nations to do his utmost to come to the help of the Turkmens to protect them by providing a safe haven for them in the north of Iraq, similar to the safe haven the UN provided for the Kurds of Iraq from 1991 to 2003.

Furthermore, Turkmens urge the United Nations to bring the criminals from ISIS as well as those responsible in the Iraqi central government and local authorities in these provinces who betrayed the Turkmens by leaving them without defence and protection to the International Criminal Court to be judged.

Yours respectfully,
Dr. Hassan Aydinli
Iraqi Turkmen Front EU representative
Brussels, 21st June 2014.

The Turkmens: Caught between the devil and the deep sea

Caught between the devil and the deep sea



A woman cleans a tent at a camp for displaced Iraqi Turkmen who fled their town of Tal Afar, in Shikhan, in Kurdistan’s Dohuk province. The strategic north Iraq town of Tal Afar and its airport were in the hands of militants  after days of heavy fighting. The state of Iraq, in its modern form, was created in 1920, and has always been a patchwork of ethnicities and religious confessions. — AFP

Tens of thousands of people fleeing militants have sought refuge in the small northern Iraqi town of Sinjar, cramming into schools and mosques. But now, there is simply no room left.

“No place remains for us to settle displaced people,” local official Myaser Haji Saleh says despondently.

Huge numbers of people fled a Sunni militant onslaught on the predominantly-Shiite Turkmen town of Tal Afar last month, part of a jihadist-led offensive that saw swathes of territory across five provinces fall out of government hands.

Some 58,000 of them — mostly children — made their way to Sinjar, further west toward the Syrian border, flooding into a town with a population of around 300,000.

“We opened schools, mosques and shrines for them,” says Saleh, the local official responsible for Sinjar and the surrounding area.

“In the early days, the people provided aid before international organizations arrived,” he says.

“We desperately need to open a camp for them, because our problem lies in housing this large number of displaced people.”

But a camp would create its own problems, as the area lies several hours from the nearest government-held city, and just a short distance from territory controlled by militants led by the Islamic State (IS) group.

Sinjar is controlled by peshmerga forces from Iraq’s autonomous northern Kurdistan region, and protecting both the town and the camp from insurgents would stretch the peshmerga.

“We are afraid of them being attacked,” says Saleh.

“We cannot exclude the possibility of Daash militants attacking them with mortars if they were in a camp,” he adds, referring to IS by its former Arabic acronym.

Sinjar is populated mostly by Yazidis, who speak a dialect of Kurdish and live mainly in the mountains of northern Iraq, and the town has long played a key role in Iraq’s struggle with militancy.

The town lies along a well-travelled smuggling route, with the US military seizing a trove of documents near Sinjar indicating that hundreds of militants passed through the area from Syria to Iraq in a one-year period between 2006 and 2007.

And in August 2007, suicide bombers killed more than 200 people in a series of brutal truck bombs in Yazidi-populated villages in the Sinjar area.

Now, the town is grappling with displaced families from Tal Afar fleeing a renewed militant offensive that started on June 9 and which Iraq’s security forces have struggled to repel.

Sinjar’s sewage system has been overwhelmed by the sudden uptick in its population, while families seeking shelter in a local girls’ school must make do with just one hour of electricity a day indoors or bear the scorching summer heat outside.

Many have even had to set fire to wooden chairs to cook food.

The United Nations voiced fears of overcrowding, poor hygiene and limited access to safe drinking water causing increased instances of diarrhoeal diseases, following a humanitarian visit to the town this month.
“We do not know what to do, or where to go,” says Zainab Jarallah, clinging to her two grandchildren inside the girls’ school.

“We have big families, but we do not have anything. What happened was a surprise for us,” the 68-year-old adds. “We saw death with our own eyes.”

After seizing Mosul on June 10, IS-led fighters swiftly took control of Sunni-majority areas of five provinces, but Iraqi forces battled for days to keep control of Tal Afar. On June 23, however, the town fell out of government hands.

Many sought to flee to Dohuk, one of the three provinces in Iraq’s autonomous Kurdish region, but non-Kurds require local sponsors before being allowed to enter.

As a result, countless cars sit idle on the side of the road connecting Dohuk to Sinjar, ostensibly belonging to Iraqis who sought to enter Kurdistan but were unsuccessful.

Those who fled to Sinjar have sought safety in a shrine revered by the Shiites. Women sit within the shrine, while men stay outside, watching over their children as they run and play in a nearby graveyard.

Others who have not found physical structures have had to settle for tying a large piece of cloth between two parked cars to provide some shade from the sun, including a mother cradling her child, born just two days earlier.

Nearby are 39-year-old Saad Yunus and his 44-year-old brother Ali, both fathers who fled Tal Afar with their families, who have themselves had to resort to similar measures to shield their families from the heat.

“All the roads were blocked to us,” says Saad. “We are trapped here and within days, our savings will run out.
“We do not know what to do.” –  AFP


http://www.saudigazette.com.sa/index.cfm?method=home.regcon&contentid=20140712211285

vendredi 11 juillet 2014

Kerkük’te Kanlı Petrol Savaşının Kirli Oyunları - Ali Kerküklü


Kerkük’te Kanlı Petrol Savaşının Kirli Oyunları

Ali Kerküklü (Irak’a Özgürlük Operasyonu ve Kerkük Kitabının Yazarı)



10 Haziran 2014’de Musul’un işgalinin ve Irak ordusunun küresel güçlerin bir oyunu ile üniformalarını ve silahlarını bırakıp kaçmasının ardından Barzani’nin peşmergeleri, Türkmen şehri Kerkük’e girdi. Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Musul’da yaptığı hamle Kürtler'e en büyük hayalini gerçeğe çevirme imkanı sundu. Barzani, Kerkük’ü fiilen ele geçirmiş durumda. Öyle ki; Kürtler, dün bölgedeki bugüne kadar yaşanmış bütün savaşların başlıca nedenlerinden biri olan Kerkük petrollerine el koydu. Kürtler, Kerkük petrollerine el koymanın ötesine geçerek dünyaya da satıp parasını ceplerine indirecekler. Ancak AKP Hükümeti buna da hiçbir tepki göstermemesi manidardır.. Hani Musul ve Kerkük Türkiye’nin milli meselesi ve kırmızı çizgisi idi. Hani “Kerkük’e ve Telafer’e dokunan Türkiye’ye dokunur” sözü nerde kaldı? Evet Türkiye'nin kırmızı çizgileri silindi, ama üzerinde de durulmadı!


Bugün Irak Türkleri, IŞİD ve peşmerge arasında kültürel soykırım ve kitlesel soykırım tercihleri arasında bırakılmış. Yüz binlerce Irak Türk’ü, zorunlu göç ile yurtlarından uzaklaştırılmış durumda. Irak Türklerinin can ve mal güvenliği yok, yaşam mücadelesi veriyorlar. Türkiye’nin Irak Türklerine karşı insani, ahlaki ve tarihi sorumluluğu nerde? Türkiye’nin hiç mi sorumluluğu yok?

Türk Hükümeti’nin, Türkmenlerin haklarını korumak gibi ciddi bir gayret gösterdi mi? Türkmenlerin sorunlarını uluslararası platformlara taşıdı mı? Yaşadıkları acılara merhem oldu mu? Hayır, ne varsa yoksa Gazze, Suriye, Mısır, Myanmar ve yeni iş ortakları Iraklı Kürtlerin meseleleri ile ilgilenmek. Ya Türkmenler, Türkmenler insan ve Müslüman sayılmıyor! Türkmenler, kaderlerine terk edildi ve yalnız bırakıldılar. Herkes bilsin ki, AKP Hükümeti, Bağdat'taki merkezi Hükümeti devre dışı bırakarak Barzani aşireti ile gizli petrol anlaşmaları yaparak, Irak Türklerini her zamanki gibi birkaç varil petrol için yüzüstü bıraktılar ve sattılar.



“Irak’ın üçe bölünmesi projesi”

Irak işgalının bir sonucu olarak ortaya çıkan sözde Kürt devleti (İkinci İsrail) Irak’taki etnik ve dinsel bölünme operasyonuyla birlikte yürütüldü. Kürtler, Kerkük’ü kontrol altına alarak ülkeyi farklı bir bölünmeye götürdü. Ülkeyi mevcut mezhep gerginlikleri ve terör saldırılarından öteye, bir iç savaşa taşıyan bu yeni gelişmeler, akıllara yıllardır dile dolanan “Irak’ın üçe bölünmesi projesini” getirdi. Bu konuyu ciddi anlamda gündeme getiren ilk isimlerden biri şu an ABD Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Joe Biden’di. Biden, Mayıs 2006’da New York Times için kaleme aldığı makalesinde Irak işgali sonrası oluşan ortamdan çıkış yolunu, ülkenin batıda Sünni, güneyde Şii, kuzeyde ise Kürt ekseninde olmak üzere üç bölgeye ayrılması olarak gösterdi. Bağımsız bir Kürt devletinin kurulması İsrail'in bölgede giderek güçlenmesini de sağlayacaktır.


İsrail Gibi, AKP Hükümeti’de Kürt Devletine Evet



AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Financial Times Gazetesi’ne son gelişmeler ışığında Irak’ta bir Kürt devleti oluşumu hakkında açıklamada bulundu. Irak’ta bağımsız bir Kürt devleti kurulması ihtimalinin devlet erkini eskiden olduğu gibi rahatsız etmediğini ve bazı şeylerin değiştiğini söyledi. Hüseyin Çelik, “Eğer Irak bölünürse ki bu kaçınılmaz görünüyor; onlar bizim kardeşimizdir” dedi. Yani açık ve net, Kürt devletine evet. Dünden bugüne ne değişti diyeceksiniz? Bugün AKP Hükümeti’nin petrol ortağı Barzani yönetimidir. Hani Türkiye için Irak'ın toprak bütünlüğü öncelik ve temel ilkeydi. Daha önce Irak’ın toprak bütünlüğünün önemine sık sık işaret eden Türkiye, bu açıklamalarını unutmuş gözüküyor. Irak'ın toprak bütünlüğüne vurgu yapıp bunun Türkiye'nin 'kırmızı çizgi'si olduğuna dikkat çekiyorlardı. Petrol ortakları AKP Hükümeti’ne sırtını dayayarak Bağdat’a kafa tutan Barzani, Türkiye’nin desteğini sağlayabilmek için Irak’ın kuzey’nde gerçekleştirilen ihalelerde Türk şirketlere öncelik tanıyor. Köprüyü geçene kadar Türkiye’ye göz kırpan Barzani, iyice güçlendiğinde bugün Bağdat’a yaptığını hiç şüpheniz olmasın Türkiye’ye de yapacaktır. Kerkük-Hayfa arasında daha önce var olan petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi halinde, Irak petrollerini Akdeniz'e taşıyan Kerkük-Yumurtalık petrol boru hattını devre dışı kalacaktır. Sizce Barzani yönetiminin tercihi İsrail mi, Türkiye mi olur? Akıllı anlar!


Kürtlerin Hayallerini Süsleyen: Petroldür


Anlaması güç olmayan husus ise, Kerkük petrollerinin, bağımsızlık için Kürtlere gerekli olan ekonomik kaynağı sağlayacak olmasıdır. Neçirvan Barzani'nin, "Kerkük'ü, petrolü için değil, geçmiş acılarımızın şehri olduğu için istiyoruz" demesi de zaten kimseye pek inandırıcı gelmiyor. Kürtlerin, Türkmen şehri Kerkük’te ne acıları olabilir? AslındaTürkmenlere büyük acılar yaşatan Kürtlerdir. Kürtler, 14-17 Temmuz 1959'da, Kerkük'ün sokaklarını Türkmenlerin kanlarıyla kızıla boyadılar. Tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşen ve üç gün üç gece süren katliamda, yüzlerce Türkmeni acımasızca ve hunharca katlettiler, kurşuna dizdiler, cesetlerin iplerle bağlayarak caddelerde sürüklediler. “Kerkük Katliamı’nın” üstünden 55 sene geçmesine rağmen acılarımız hala dinmedi. Türkmenlerin yerini yurdunu işgal ettiler ve tüm haklarını gap ettiler. Kürtler, Kerkük’ün yerel halkı iseler neden Kürtler tüm dünyanın gözü önünde Kerkük’ün nüfus ve tapu kayıtlarını imha ettiler, devlet dairelerini, okulları, insanların evlerini, özel araçlarını ve iş yerlerini yağmaladılar? İnsan kendine ait olan bir şehri talan edip, yağmalar mı hiç? Kürtler, Kerkük'ün yerel halkı iseler tarih, medeniyet ve kültür mirasları nerede? Yok.



1947 yılında Mesud Barzani’nin babası Molla Mustafa Barzani Irak ve İran‘ı karıştırdı sonrada Sovyetler Birliği’ne Kaçtı. 20 Temmuz 1958 de Cumhuriyetin ilanından bir hafta sonra genel af ilan edildi. Krallık döneminde gıyabında idam kararı verilen ve Sovyetler Birliğine kaçan Molla Mustafa Barzani, general Abdulkerim Kasım tarafından affedildi. Barzani’nin 11 sene sonra Irak’a dönüşü Kürtleri büyük ölçüde cesaretlendirdi. Kürtler, petrol yatakları ile zengin Türkmen şehri Kerkük’ü (hedef gösterdiler) kendi bölgeleri arasına katmayı planlamaya başladılar. Hayallerinde düşledikleri devlete ekonomik kaynak sağlamak için, zengin Baba Gürgür petrol yataklarının yer aldığı Kerkük’ü hedef seçtiler. Ancak bu planın karşısında büyük bir engel vardı. Bu da Kerkük’ün tamamiyle Türk şehri olması idi. O tarihlerde Kerkük’te çok az sayıda Kürt nüfusu vardı.



İşte bu petrol odaklı stratejik amacı güden Kürtler, ABD'nin Irak'a girmesiyle önceden hazırlanan bir planı devreye soktular. Amerikan gazetelerinin dahi zamanında ayrıntılarıyla tespit ettikleri gibi, niyetlerinin Türkmen şehri Kerkük'ü ele geçirmek olduğunu ilk günden belli etmişlerdi. Saddam'ın düşmesinden hemen sonra şehre giren peşmergeler, bir yandan Türkmenlerin evlerini ve işyerlerini talan ederken(1959, 1991ve 2003’de) diğer yandan Kerkük'teki resmi dairelere, Türkmenlerin arazilerine üstelik Amerikalıların gözleri önünde, el koydular. İlk iş olarak nüfus ve tapu dairelerini yakmaları ise, şehrin demografik yapısına dönük bir planın devrede olduğunu göstermişlerdi. Irak’ın tarihi boyunca Kürtler, İstikrarlı bir Irak’ı hiç istemediler. Irak’ı istikrarsız ve zayıf kılmak için hep dış güçlerle (Rusya, İsrail, İran, ABD, İngiltere, Suriye, Almanya….) işbirliği yaptılar. Özellikle Barzani'nin bölgede etkin konuma gelmesi İsrail, ABD, İngiltere ve Türkye’nin destek vermesinden kaynaklanmıştır.


“Bir Damla Petrol Bir Damla Kandan Daha Değerlidir”


Dünya petrol üretiminin %72’ si “Büyük Ortadoğu” diye adlandırılan bu bölgede üretilmektedir. İstatistik rakamlara baktığımızda en az 200 yıl daha enerji olarak Petrol ve Gaz’a bağımlı olunacağından ve bu enerjinin neredeyse hepsinin Büyük Ortadoğu’da bulunması bu bölgeyi başlı başına bir hakimiyet arenasına dönüştürmektedir.

4 Ekim 2010 tarihinde Irak eski Petrol Bakanı Hüseyin Şehristani, Başkent Bağdat’ta düzenlediği basın toplantısında, yabancı petrol şirketleri ile Petrol Bakanlığının birlikte yaptıkları çalışmalar sonucunda: “ Irak’ın petrol rezervinin 505 milyar varil olduğunu ve bunun 143,1 milyar varilinin çıkarılabilir sabit rezerv olduğunu. yapılan çalışmalar sonucunda çıkarılabilir petrol rezervinin 115 milyar varilden 143,1 varile çıktığını ve bu rezervin petrol çıkarma çalışmalarının yıllardan beri devam etmesi sebebiyle 133,8 varile indiğini” söyledi.

Irak küresel düzeyde, sahip olduğu 505 milyar varil toplam petrol rezervi ve çıkarılabilir 143,1 varillik rezervle, dünyada Suudi Arabistan’dan sonra en büyük ikinci petrol rezervine sahip ülke konumunda bulunuyor. Görüldüğü gibi bugün Irak dünyanın en büyük ikinci petrol rezervine sahip bir ülke. Bu ülkede petrol olduğu sürece huzur de olmayacaktır.

1936 yılında İngiliz Başbakanı Winston Churchill'in: “ Bundan sonra bir damla petrol bir damla kandan daha değerlidir” sözünde, yani küresel güçlerin petrol stratejisinin şifrelerinde yatıyor. Petrolün kıymetini anlayan Batılı ülkeler, petrol kaynaklarına sahip olabilmek için Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiler.

21inci Yüzyıl’ın dünya enerji haritası daha 1940’lı, 50’li yıllarda çizilirken, bunun mürekkebinin de bol miktarda insan kanı olduğu çok açık. Dünya petrol rezervlerinin en önemli bölümünün bulunduğu bölgemizde bugün var olan ve yarın daha da genişleyerek büyümesi olası olan kan gölünün sınırları, bugün “stratejik ortak” olmakla övünülen emperyalizmin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’dir. Bu projenin en önemli adımı, tüm dünya petrol rezervlerinin, bulundukları ülke halklarının değil, emperyalizmin tekeli altına alınması, dağılımının yine aynı güç tarafından denetlenmesidir.

Irak’ın Petrol yataklarını ele geçirmek için, 2003 baharında insanlık, doğanın güzelliklerinin tadını çıkarmaya hazırlanırken talihsiz Irak halkı, dünya tarihinin en büyük emperyalist güçleri olan Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin saldırı ve işgallerine maruz kaldı. Demokrasi ve özgürlük vaadi ile sahneye çıktılar, ama "Demokrasi ve özgürlük" oyununun her sahnesinde, insanlık adına yüz kızartıcı görüntülerden başka bir şey sergileyemediler. Bu toprakları, mazlum insanların kan ve gözyaşları ile suladılar. Okyanus ötesinde hazırlanan ve yirmi iki ülkenin sınırlarını değiştirmeyi öngören Büyük Ortadoğu Projesi bu coğrafyada adım adım uygulanıyordu.




ABD Eski Dışişleri Bakanı James Baker, 2003 Haziran'ında Mısırlı gazeteci-yazar Cihan El-Tahri'ye verdi­ği demeçte şöyle diyordu: "Körfez'in enerji rezervlerine ulaşmayı gü­vence altına alacak bir politika benimsedik. Çünkü bu olmazsa, Amerikan ekonomisi sar­sılır. Ekonomi sarsılırsa insanlar işlerini kay­beder, insanlar işsiz kalırsa, yönetimler de si­yasal desteklerini yitirirler. Saddam'ın Kör­fez'deki enerji kaynaklarını ele geçirmesine seyirci kalsaydık, bu dediklerimin hepsi ola­caktı. Birinci Körfez Savaşı'nın da gerçek ne­deni bu. ikincisinin de!"

Amerikan ekonomisini tam 18 yıl boyunca yöneten Merkez Bankası Başkanı Alan Greenspan, “Türbülans Yılları: Yeni Bir Dünyada Maceralar” isimli kitabında Irak’ın işgal gerekçesini ilk kez açık dille ifade etti. “Herkesin adı gibi bildiği ama bir türlü kabul etmediği şeyi size açıkça söyleyeyim. Irak Savaşı petrol için çıktı. Saddam Hüseyin’in Ortadoğu’daki petrol stokları için bir tehdit oluşturduğunu düşünüyorduk. O yüzden kendisini devirmeye ve petrolü garanti altına almaya karar verdik” diye itiraf etmiştir. Görüldüğü gibi küresel güçlerin petrol yataklarını ele geçirmek için bölgede yaşayan insanları kan, ölüm, gözyaşına boğmuş ve hayatlarını cehenneme çevirmiştir.




ABD’nin Ortadoğu politikası iki faktör üzerine şekilleniyor. Birincisi bölge petrollerine hakimiyet kurmak ve istediği fiyatlarla dünya pazarlarına ulaşmasını sağlamak. İkincisi ise Arap dünyası ile çatışmada olan İsrail devletini desteklemek ve güvenliğini sağlamak. Akdeniz’e sahili olan Suriye jeopolitik konumu nedeniyle İran ve Irak’tan dünya piyasalarına yapılacak petrol ihracatı konusunda büyük öneme sahip. Suriye, Irak kaynaklı kendi topraklarından geçen petrol boru hatlarını kontrol edilmesi için ideal bir jeopolitik konuma sahip.


Suriye'nin istikrasızlaştırılmasının bir başka amacı da 1948 yılında devre dışı bırakılan Kerkük – Hayfa boru hattının yeniden gündeme getirilmesidir. Suriye’deki rejim değişikliği ile Batı; Irak ve İsrail’de yeterince değerlendirilemeyen bu doğal kaynakların paylaşım imkana da kavuşmuş olacak. Boru hattının kapatılması ile Hayfa limanı önemini yitirmiş, İsrail’de petrol gelirlerinden mahrum edilmiştir.


Kerkük – Hayfa Boru Hattının Yeniden Hayata Geçirilmesi Projesi


2003 yılında ABD’nin Irak’ı işgali bu boru hatlarının tekrar tamir projeleri gündeme getirilmeye başlandı. Bu projenin gerçekleşmesi Kerkük-Yumurtalık Boru Hattını devre dışı bırakacaktır. Ortadoğu petrollerinin Akdeniz’e, yani Batı’ya bu şekilde tümüyle İsrail denetiminde açılması Büyük Ortadoğu Projesi’nin ilk perdesidir.

İsrail, Kerkük-Hayfa petrol boru hattının açılması için harekete geçmeye hazırlanıyor. Kerkük’teki petrol yataklarından Hayfa’ya uzanan 591 kilometrelik hat, bölgenin ilk petrol boru hattı güzergâhlarından biri. Kerkük’ten başlayan Ürdün’e uzanan, bir bölümü de Suriye’den geçen, Filistin yönetimindeki topraklardan İsrail'in Hayfa Limanı'na uzanan hattın, Irak petrolünün batı pazarlarına ulaştırılmasında ana hat olarak kullanılması planlanıyor. İsrail hattı işletildiği takdirde, hem Suriye hem de Türkiye devre dışı bırakılmış olacak, hem de İsrail'in enerji krizi çözümlenecek. Aynı zamanda Ortadoğu petrolleri de İsrail’in kontrolünde olacak.

Kerkük-Hayfa petrol boru hattının tekrar hayata geçirileceğine ilişkin tartışmalar ilk kez ABD’nin Bağdat"a girdiği 9 Nisan 2003 tarihinde İsrail Enerji ve Altyapı Bakanı Josef Paritzky tarafından gündeme getirildi. Paritzky’nin, uzmanlardan söz konusu hattın durumu ile ilgili bir değerlendirme raporu istediğine ilişkin haberlere ABD Enerji Bakanlığı"nın da benzer çalışmalar yürüttüğü bilgisi eklendi.


ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan İsrail Dışişleri Bakanlığı'na giden bir yazıda, ''Musul-Kerkük-Hayfa Petrol Boru Hattı ne durumda? Kısa sürede çalışır duruma geçebilir mi?'' diye soruldu. Bunun üzerine İsrail Dışişleri Bakanlığı'nın da ''4-5 aylık bir çalışmanın ardından boru hattı tekrar çalışır hale getirilebilir'' yanıtını verdiği bildirildi.


ABD Enerji Bakanlığı'na bağlı bir teknik heyet bir süredir boru hatları üzerinde çalışma yapıyor. Çalışmanın amacı yıllarca devre dışı kalan Kerkük-Hayfa petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesidir.


Kerkük-Hayfa ve Musul-Hayfa petrol boru hatlarının onarımı ile İsrail'in Hayfa Limanı'na günde 5 milyon varil petrol taşınacak. Tüm Ortadoğu’nun yeniden şekillendirilmesi projesi olan İsrail-ABD kaynaklı Büyük Ortadoğu Projesi’nde tabii Irak’ın güneyindeki dev petrol sahaları ve Suudi Arabistan petrolleri de unutulmuyor. Suudi petrollerini de Akdeniz'e taşımak için, 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD ordusunun desteği ile yapılan Trans-Arabistan (TAP) petrol boru hattı hayata geçirilmek isteniyor. Bir ucu Lübnan'a, bir ucu da İsrail'in işgali altındaki Golan Tepeleri'nden Hayfa'ya giden bu hat, günde 2 milyon varil Suudi petrolünü İsrail'in Hayfa limanına taşıyacak. Günlük kapasitesi 1 milyon varil olan Rumeyla-Hayfa boru hattının eklenmesi ile Hayfa'ya günde toplam 3 milyon varil Güney Irak ve Suudi petrolü taşınması hedefleniyor.

İsrail’in Iraklı Kürtlerle olan ilişkilerinde en önemli meselelerden birisini de Kerkük-Hayfa boru hattının açılmak istenmesidir. İsrail’in Iraklı Kürtleri desteklemesi ve bölgede bağımsız bir kürt devletinin kurulmasını istemesi her halde boşuna değildir.


İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, bölgedeki ılımlı güçlerle İsrail arasındaki ittifakın bir parçası olarak bağımsız Kürt devletinin kurulması gerektiğini söyliyor.

İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Josef Partiski, 2004 Mart’ında Haaretz gazetesine verdiği demeçte: “ bu petrol boru hattının İsrail’in enerji seçeneklerini çeşitlendireceğini ve petrol üreticisi ülkelere ve Rusya’nın pahalı petrolüne olan bağımlılığını azaltacağını” söyledi. İsrailli şirketlerin efsane projeyi geliştirmek için teklif üstüne teklif verdikleri, gizli görüşmeler yaptıkları ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi de İsrailli Ofer şirketidir. Şirketin bölgesel Kürt yönetimi ile görüştüğü ve servetlerinin büyük bir bölümünü Kerkük petrollerine yatırmak istedikleri belirtilmiştir.

Projelerdeki ana hedef İsrail’in enerji ihtiyacının karşılanması, bunun yanı sıra İsrail’in, Akdeniz’i bir çekim merkezi haline getirerek İran’ın Basra körfezi ticaretine de alternatif çıkarmayı amaçladığı düşünülmektedir. Görüldüğü üzere İsrail-Iraklı Kürtlerle ilişkilerinin 2003 yılından sonra genel olarak askeri-strateji-enerji başlıkları altında birçok gizli noktayı içerdiği bilinmektedir. Herkes bilmelidir ki, bu projenin (Kerkük-Hayfa boru hattı) gerçekleşmesi durumunda Kerkük-Yumurtalık Boru Hattına hiç gerek kalmayacaktır. Çünkü Ortadoğu petrolleri İsrail’in denetiminde olacak. Sizce ABD, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarının denetimini İsrail’e mi, yoksa Türkiye’ye mi verecek?


İsrail, Kürt egemen çevreleri ile sıkı askeri ve istihbarat ilişkileri geliştirmiş durumda. Aynı zamanda muhtemel bir provokasyon noktası olan Irak’taki Kürt bölgesi, şimdi, Türkiye’nin Ceyhan limanından (İsrail’e!!!) gelmeye başladığı sevkiyatlarla birlikte, İsrail tarafından kazançlı bir petrol kaynağı olarak değerlendiriliyor. İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Obama ile buluştuğu Washington’da, gazetecilere, “Kürtler, fiili olarak kendi devletlerini kurmuş durumdalar” dedi ve Irak petrolünün çıkartılıp (kaçak) ihraç edilmesinde Türk hükümeti ile Kürt bölgesi arasında varolan sıkı ilişkileri vurguladı. Irak petrolünü, Türkiye üzerinden kaçak olarak İsrail’e ihraç edilmesi, Davos'taki, “one minute” çıkışı ve İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonlarına tepki gösterilmesi ve protesto edilmesi, Türkiye'nin dış politikasının tehlikeli bir çıkmazda olmasının bir örneğidir bu. Hem İsrail’le hem de İsrail’e karşı, Ama ne olur bu politikayı anlayan varsa bize de anlatsın! Bugün Türk Hükümeti'nin komşu ülkelerle ”Sıfır sorun” politikası, herkesle çatışma politikasına dönüştü. Barzani yönetimi hariç, Türkiye’nin sorunsuz tek bir komşusu yok. Tüm komşularıyla ağır sorunları var.


Irak Petrolünü Kerkük’ten Akdeniz Limanlarına taşımak İçin Döşenen Boru Hatları

Irak'ta petrolün varlığı, 1902 yılında Kerkük yakınlarında keşfedilen Baba Gürgür kuyusu petrol rezerviyle anlaşılmıştır (Keşif, İngilizler hesabına çalışan Yeni Zelanda'lı maden mühendisi William KNOX'a aittir). Ancak, Irak’ta ilk üretim, yine Baba Gürgür kuyusu olmak üzere, 1927 yılında başlar.



Petrol yatakları esas önemlerini, 1927 yılından sonra kazanmaya başlamışlardır. Ham petrolü Kerkük’ten, Filistin, Suriye ve Lübnan Akdeniz kıyısı limanlarına taşıyacak başlıca petrol boru hatları döşenmeye başlanmıştır. Bu hatlardan, Kerkük-Hayfa petrol boru hattı, 1935 yılında yapımı tamamlanmıştır. 1948 yılında İsrail devletinin kurulması ile birlikte kapatılmıştır. Ancak, 1948'de İsrail devletinin kurulması ve Arap-İsrail anlaşmazlığı gibi siyasal sorunlar nedeniyle, yeni bir boru hattı yapılması gerekmişti. Bu da, 1952 yılında hizmete giren Musul-Kerkük-Sayda (Lübnan'da) ve Musul-Kerkük-Tartus-Banyas (Suriye'de) boru hattı olup,1360 km. uzunluğunda olan bu hattın yıllık taşıma kapasitesi, 35 milyon ton kadardı



Irak petrolünü Akdeniz'e çıkarmak, oradan da Batıya ulaşmasını sağlamak için Türkiye-Irak arasında yeni hatlar döşenmiştir. Bunlar, iki adet Kerkük-Yumurtalık petrol boru hatları olup, bu hatların döşenmesiyle Irak, ham petrolü, Türkiye'nin İskenderun körfezi (Yumurtalık terminali) üzerinden, daha güvenli bir biçimde, Batı pazarlarına taşınmaya başlanmıştır.

Irak ile 27 Ağustos 1973’de Ham Petrol Boru Hattı Anlaşması imzalandı, Inşaatı 15 Ağustos 1974'te başlandı. 3 Ocak 1977’de Kerkük’te ve 5 Ocak 1977’de İskenderun’da (Yumurtalık) yapılan törenlerle açıldı. Boru çapı 40 inç olan bu hattın toplam 986 km. uzunluğunda, 345 km.si Irak’ta, 641 km.si ise Türkiye sınırları içinde bulunmakta. Bu hat 1976 yılında işletmeye alınmış ve ilk tanker yüklemesi 25 Mayıs 1977 tarihinde gerçekleştirilmiştir. İkinci boru hattı birinci boru hattına paralel olan ve inşaat çalışmaları 1985 yılında başlandı 1987 yılında tamamlandı. 46 inç çapındaki bu ikinci hat toplam 890 km. uzunluğunda, 234 km.si Irak’ta, 656 km.si ise Türkiye sınırları içinde bulunmakta. Bu ikinci hat ile yıllık ham petrol taşıma kapasitesi 70.9 Milyon ton’a yükseltilmiştir.

Türkiye, enerji kaynakları son derece zengin olan ülkelerle sınır durumundadır. Dünya üzerindeki ispatlanmış petrol ve gaz rezervlerinin dörtte üçü Türkiye'nin çevresindedir. Ama ne ilginçtir, Türkiye’de petrol yatakları yok! Türkiye, bu ülkelere coğrafi olarak çok yakın. Yani taşıma maliyeti düşük. Zaten Türkiye'ye petrolün girişi de ucuz, O zaman neden Türkiye’de insanlar dünyanın en pahalı enerjisini kullanıyor? Türkiye’de İnsanlar pahalı enerjinin ağır bedeli altından kalkması mümkün mü?

Türkiye varil başına 0.90 ile 1.18 Amerikan Doları arası taşıma (geçiş ücreti) ücreti alıyor. Türkiye'nin sadece Kerkük-Yumurtalık petrol boru hatlarından ham petrol taşımadan kazancı yıllık 450 milyon doları aşıyor. Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’ndan ve Türk Boğazları’ndan geçen petrol tankerlerinden elde edilen geliri de hesaba katarsak, Türkiye’nin petrolden elde ettiği kazancı siz düşünün. Ama ne hikmetse dünyanın en pahalı benzini ve doğalgazı Türkiye’de!

Samsun-Ceyhan Boru Hattı da devreye girerse, Orta Asya ve Hazar petrollerinin Türkiye üzerinden Akdeniz'e indirilecek. Yılda 70 milyon ton ham petrol taşıması planlanıyor. Bu hat devreye girdiğinde Türkiye’de petrol ve doğalgaz ürünleri ucuzlar mı?

Zengin Petrol Yatağı Kerkük

Kerkük’ün, sahip olduğu stratejik konumu ve yer altı kaynaklarıyla bu bölgedeki en önemli şehirlerden biri. Ayrıca Kerkük bölgesel ve uluslar arası öneme sahiptir. Kerkük, Irak'ın bilinen petrol kaynaklarının yüzde 40'ını oluşturan petrol kuyuları açısından anahtar konumda. Resmi rakamlar bu kentin dünya petrol rezervinin yüzde 7,5’ine sahip olduğunu teyit ediyor. Kerkük, Irak’ı ve halkını refaha taşıyacak zengin petrol yataklarına sahip bir kenttir. Bu nedenle 2003 yılında Irak’ın işgali ile Kürt grupları, ABD, İngiltere ve İsrail’in desteği ile Türkmen şehri Kerkük işgal ettiler. Dünyanın gözü önünde Kerkük’ü yakıp, yıkıp ve her yeri yağmaladılar. Kerkük'ün tapu ve nüfus kayıtlarını yaktılar. Kerkük petrollerini ele geçirmek için de 700 bin Kürt Kerkük’e ithal edildi. Kürt kentlerinden, Türkiye, İran ve Suriye'den on binlerce Kürt, 20 bin Dolar para, aylık maaş ve arazi vaadi ile Kerkük'e getirildi. İthal Kürtlere aş, iş, toprak, maaş ve konut yapmak için para verildi. “Cennete” bile olmayan böyle fırsatlara kim hayır der ki? Bu fırsatlardan yararlanmak için de sadece Kürt kökenli olmak yeterdi. Çünkü Türkmen şehri Kerkük’ü ele geçirmek için tezgahlanan oyunun başrol oyuncusu Kürtlerdi. Bu oyunun senaryosunu yazan ABD ve İsrail, başrol oyuncusunu seçmişti ve istediği gibi de kullanıyordu.

1927 yılında Türkmen Şehri Kerkük'te Baba Gürgür'den çıkan petrol herkesin can damarı olacaktı. Olacaktır da bunun Kerkük'e faydası ne? Kerkük, bu gezegende, aklımıza gelebilecek en büyük servetin (zengin petrol yatağı) üzerinde oturup, ama yoksulluk ve sefalet içinde yaşatılan insanların kenti. Muhtemelen Türkmen şehri Kerkük’ten başka Irak’ta ismi petrolle birlikte anılan ve bu yüzden de son 80 yıl boyunca birçok kanlı ve siyasi gelişmeye sahne olan ikinci bir kent yoktur.




Büyük güçler, tıpkı yüz yıl önce olduğu gibi, toprağın üstündekileri yok edip toprağın altını ele geçirmeyi hedefliyor. Hedef büyük, küresel güçlerin sahip olmak istediği Kerkük’te dünyanın en kaliteli ve zengin petrol yatakları var. Herkes başka yanından çekiştiriyor! Etnik ve dini ayrım Batı’nın kılıcıyla şekilleniyor. Savaşın ortasında Türkmen şehri Kerkük’te bir demokrasi oyunu oynanıyor. ABD, Kerkük’e girdiği gün nüfus ve tapu daireleri (ABD’nin göz yummasıyla Kürtler tarafından) yakılmıştı … Şimdi Kerkük’e yeni bir kimlik biçiliyor. Bin yıllık Türk şehri Kerkük’ü, “Kürt şehri” yapmaya çalışıyorlar ve uyduruk Kürt devletinin başşehri ilân etmeye hazırlanıyorlar. Ne acı değil mi?




Kerkük’te petrol zenginliği olmasaydı Kerkük böylesine önem kazanır mıydı? Türkmen şehri Kerkük petrol kurbanıdır ve faturasını da Türkmenler canları ile ödüyor.

Nisan 2003’ten beri Irak Türklerini sindirmek ve yıldırmak için Türkmenlere yönelik bombalı saldırı, kamunun üst düzey Türkmen yetkililerine ve sivil kuruluşlarına yönelik bombalama eylemleri, tutuklama, tehdit, suikast, sivilleri öldürme, göçe zorlama, soygun, mallarını ele geçirme ve fidye istemek için Türkmenlerin kaçırılmaları, yani Türkmenleri dünyanın gözü önünde bölgeden arandırmak istiyorlar. Türkmenlerin yüz yüze kaldığı olaylar açıkça kıyımdır ve etnik temizliktir ama kimse ses çıkarmıyor. Gazze, Rabia için hüngür hüngür ağlayanların, katledilen Türkmen’ler için neden gözlerinin yaşı bile akmaz? İşte böyle iki yüzlü bir dünyada yaşıyoruz!



Ali Kerküklü


Kaynaklar:

1-Mustafa Salih, Suriye problemi ve petrol taksimi.

2-Can DEVECİ, İsrail-Kuzey Irak İlişkileri.

3-İdris DEMİR, “Kirkuk-Haifa Pipeline” Uluslararası Hukuk ve Politika, cilt:5, sayı:19 s:135.

4-Usak Gündem, “Ofer şimdi de Kuzey Irak’a yatırım yapıyor”, 24 Haziran 2010, www.usakgündem.com.

5-L.Tufan Erdoğan, “Büyük Ortadoğu Projesi Çerçevesinde Petrolün Yeniden Dağılımı”.

6-Aybüke İnan, Kerkük-Yumurtalık Petrol Boru Hattının İstikrarı Niçin Önemli?

7-Banu Avar, “Böl ve Yut”, Remzi Kitabevi,İstanbul, 2009.

8-Muhammed Hadi, Kerkük Petrolü ve Kürt liderlerin tutumu.

9-Prof.Dr. Hayati Doğanay ve Yrd.Doç.Dr. Selçuk Hayli, Irak’ın Başlıca Coğrafi Özellikleri ve Petrol Yatakları .



10-John Pilger, Blairin Zoruyla Utanç Sahibi Olduk.



11- Muhammed El Semmak, Kerkük petrol kurbanı.



12- Haşim Söylemez, “Irak bölünmeden parçalanıyor”, Aksiyon, 23 Haziran 2014.

13-Zubaida Umar, “The Forgotton Minority The Turkman’s Of Iraq”, “Afkar inquiry”;4/2, February 1987, s.37,43.

14-Ali Kerküklü, İstihbarat Oyunları Petrol ve Kerkük, IQ Kültür-Sanat Yayıncılık, İstanbul, 2008.