jeudi 27 mars 2008

IRAQ WORKSHOP PRESS RELEASE

Based on the Declaration of the Kingdom of Iraq of 30 May 1932 (www.solami.com/a3a.htm) representatives of the constituent communities of Iraq have met in Istanbul on February 28-29.

They have agreed to explore and put into place ideas and instruments which may contribute to the prompt, lasting and regionally stabilizing solutions or current problems, such as the Turkish-Iraqi border issues and the relocation of residents in the Kirkuk area.

To these effects, the participants of the Iraqi Workshop organized by Ekopolitik-ADAM Social Sciences Research Center have agreed to strengthen the institutions of the MOSUL VILAYET COUNCIL (.../rebirth.htm) which, since 1992, has labored to bring about genuine reconciliation, reconstruction and cooperation particularly among the people of the Mosul Vilayet on the basis of international law.

A follow up meeting is planned for later this summer.

2 Mart 2008
ISTANBUL


Signatories:

Mu‏ir Ahmed
Sava‏ Avc‎
Muzaffer Arslan
قeyh Salar el Hafid
Muhammed Haruni
Riyaz Sar‎kahya
Anton Keller
Orhan Ketene
Muhammed S‎dd‎k Mahmud

mercredi 26 mars 2008

Bir kurultay ... bir başarı hikayesi ....

http://bizturkmeniz.com/tr/index.htm

Dilşat Terzi


İstanbul’da, geçirdiğim kısa da olsa hatıra dolu güzel günler çok çapuk geçiverdi. Dost- ahbablarla kucaklaşmalar, hasret gidermeler beni derinden çok etkiledi. Bu gibi bir araya gelmeler ister istemez insana güç ve şevk vermekle kalmıyor daha da verimli olmaya sevk ediyor. An geldi gözler otel kapısında idi. Kimler yok ki; Nusret Merdan ve Mehmet Koca’lar göründüğünde heyecan dorukta ve kucaklaşmalar, sarmaş dolaşlar başlayınca da görünmeye değerdi.

Şimdiye kadar dört büyük kurultaya katıldım, ama istanbul'daki bu son dördüncü kurultay kadar heyecan dolu ve renkli olmamıştı. Her halde Erbil’e döndüğümde arkadaşlar beni soru yağmuruna tutup Kurultayın nasıl geçtiğini soracaklar!.

Onlara cevabım başarılı olduğunu kesin bir dille söyleyeceğim.Dünyanın her yerinden katılımcılar oldu. Böylece Kanada, Avusturalya, İsviçre, Hollanda ve Danimarka’dan çok sayıda katılmcıların bir araya gelmeleri de Kurultayın çok başarı olduğunun en somut göstergesidir. Dahası Mısır, Dubai, Londra, Ürdün ve Hollanda’dan seçkin Arap yazar ve düşünürlerin katılmaları ise Kurultaya bam başka bir renk ve heyacan vermesini sağlayıverdi.
Ayrıca böyle bir mükemmel organizesyon Türkmenleri dünyaya tanıtmak için en nadir fırsatlardan birisini elde etmiş oldu. İstanbul’da bu gerçekleşen olay, bence Suphi ağabeyin açılışta; “Bu Kurultay Türkmenler için tarihi bir gün olarak altın harflarla tarih sayfalarına yazılarak her zaman anılacaktır” demesi oldu.

Erşat ağabeyin o mükemmel ve olağanüstü idaresi bizi fazlasıyla gururlandırdı. Ve gerçekten de eli öpülesi bir zattır Erşat ağabey.
Tecrübelerini konuşturdu. O açılış töreninde gerekli yerde konuştu. Gerekli yerde müdahale etti. Gerekli yerde yönlendirdi. Yüksek şahsiyet ve efendiliğini en iyi biçimde sergileyip görenleri derinden etkileyebildi. Ayrıca İzzettin ağabey yaşı ilerlemesine rağmen bir genç kadar dinamik hareketleriyle tüm oturumlara katılması bizleri sevindirdi ve hayran kıldı. Dolayısıyla bakıldığında herkes bu Kurultayın başarı ağlayabilmesi için ellerinden ne gelebildise onu yaptılar ve başarı olunca da herkes mutlu oldu.


Dilşat Terzi 'in diğer yazıları

Erbilli Türkmen şairlerin Kerkük sevdası

Bağdat toplantısından çıkan mesajlar

Kerkük küçük bir Irak'tır ...!

Rice'in Kerkük ziyareti ve 140. madde

Kerkük gündeme oturdu

Kucaklayıcı bir devlet istiyoruz

Kerkük ve anayasaya dair

Kim casustur, kim vatanperver ?

Küstahlık yapma Tahiri ...!

Okullarımıza sahip çıkmalıyız

140. madde kaldırılsın

Demokrasi lafla olmaz ....!

Neden 140. maddeye karşıyız ?

Milli kimliğimizi ön planda tutalım

Erbil'de Türkmen gerçeği

Türkmen koordinasyon komisyonu kurulsun

Gurbetçilerimize selam

Kerkük’ümüzü yabancılara terk etmeyiz

Kerkük 2007 paneli üzerine

16 Ocak 1980 şehitlerini anıyoruz

Gözler Kerkük’e

Yeni yıla başlarken

Muhatap ITC’dir

Aynı gemideyiz ...!

Bu eylem tabana yansıtılmalı

Kerkük’ümüzü yabancılara bırakmayalım ...!

Bizi doğduğumuz güne pişman ettiler ...!

Türkmen milletvekilerinden örnek tutum

Bu defa da başaramadılar, başaramayacaklar !

Türkmeneli Gazetemizin çıkış günü anısında ve birkaç söz

Iraq's Turkmens fear Kurdish takeover of Kerkuk

17 March 2008

Iraq's main Kurdish parties are encouraging about 500,000 Kurds to settle in the disputed multi-ethnic city of Kerkuk ahead of the next election, a politician from the Turkmens’ community said Sunday.


Ali Mahdi, a member of Kerkuk's local council, told Deutsche Presse-Agentur dpa that the population in the oil-rich city has increased from 870,000 in 2003 to over 1.3 million in 2008.
This has prompted the Patriotic Union of Kurdistan of Iraqi President Jalal Talabani and the Democratic Union of Kurdistan to move Kurds into the city with the view of changing its ethnic make- up.


The city's main ethnic communities - Turkmens, Kurds and Arabs - are contesting whether the city should become part of the country's Kurdish Autonomous Region or remain part of Iraq.
In this dispute, Turkmens and Arabs are pitted against Kurds.


Which group controls the city and its oil wealth depends largely on the ethnic community that makes up the majority of the population.


A referendum on the issue, which was planned for 2007, has been delayed.


The former regime of President Saddam Hussein launched an ethnic cleansing campaign which saw thousands of Kurds displaced from their homes in the city and thousands of Arabs settled in it.


After the collapse of the Saddam regime, Kurds have been forcing Arabs out of the city in a campaign of intimidation, Mahdi said.


About 100,000 Arabs have left Kerkuk out of 150,000, who were encouraged to settle there by the former regime, Mahdi added.


The Iraqi government is offering Kerkuk's Arab population inducements to return to their original homes in other parts of Iraq.


Mahdi warned of the risk of a civil war in Kerkuk as Arab tribal police units funded by the US military jockey for power against the Kurdish forces known as peshmerga.


The unarmed Turkmens are helplessly caught between Kurds and Arabs, Mahdi said.
The situation in Kerkuk is causing unease in Ankara, which regards itself as the guardians of the Turkish-speaking Turkmens.


'Turkmens have strong cultural and ethnic ties with Turkey, which helps them in times of crisis,' Mahdi said.


Turkey will not resort to military intervention if Turkmens' interests are harmed but will try to resolve the crisis with diplomatic means, Mahdi maintained.


Prime Minister Nuri al-Maliki, Mahdi said, has responded favourably to a request by Turkmen politicians for arming groups of Turkmen citizens in Kerkuk and neighbouring villages.
The US military has also proposed a change in the ethnic make-up of the local police force to boost the representation of Turkmens.


Kerkuk.net

Türkmenli Insan Haklari Dernegi

DUYURU


Türkmeneli İnsan Hakları Derneği 5. Yıl kuruluş münasebetiyle, faaliyetlerine yakında vakıf olmak için, http://www.turkmeneliihd.com/
Sitesini hizmetinize açmıştır.


Saim Neciboğlu
- Danmarka Temsilcisi

Türkmenli Insan Haklari Dernegi

Desertification in Turkmen territory - and the assassination of the Udheym dam

TRANSLATION
WARNING

Desertification in Turkmen territory - and the assassination of the Udheym dam



Iraqi press ads and activities information from the offices of the Ministry of Water Resources tell us much about the creation of many dams in the Northern region, including several dams under construction and referral and 13 dams projects planned for 2007-2015 in Kirkuk. All of them (seem urgent of implementing) including large Hassa Chay dam and small dams like Shirin, Bakanh, and the other nine dams will clearly lead to desertification and prevent water to reach Turkmen areas.

The plains around Kerkuk (mainly Turkmen areas) are one of the most fertile lands in the world according to American, English and Russian experts, and could be a food basket for Iraq and the region if they get sufficient water supply, but politicians in the Kurdish region want to deport Turkmens as well as other non Kurds from this area, and the simplest way to achieve this is to deprive them of water (lifeline).

Some of the planned dams are:

1- Hassa Chay, large dam located 10 kilometers north-east of the Turkmen city Kirkuk, estimated cost of 113 billion ID paid from the Central Treasury.
2- Shirin, small dam located 14 kilometers east of the Turkmen city Kirkuk, with water reserve capacity of 1.000.000 million cubic meters and estimated cost of 5.5 billion ID.
3- Palkanah, small dam located 20 kilometers east of the Turkmen city Kirkuk.
4- Dams under implementation and referral with water reserve capacity of 400.000.000 million cubic meters

The construction of such dams dams without the necessary evaluation/studies on the rivers Hassa Chay and Dakook Chay in the Turkmen region will gravely reduce water supplies to the south of Kirkuk city, and other Turkmen areas like Omar Mandan, Leylan and bash Boolak.

With the completion of these dams and the start of water reserving, all Turkmen lands will be out of water supply and subject to desertification, the aim is to force the original local people to leave the areas where they have lived for thousands of years. All these are Turkmen and Arab territories, inhabited by tribes and clans such as: Beyat, Obeid, Jabbur and Assaf in the area of Taza, Tuz Hurmato, Dakook, Yaychi and Yengejeh.
These rivers, especially Hassa Chay are feeding the Udheym Lake Dam these areas are now deprived of water for lack of rain and because of the diverting of the water to the Kurdish areas.

In addition to the above, there is an urgent plan for the implementation of the Basoora dam to store water in the areas of the Udheym dam, as quoted from Mr. Mohamed Saleh by Orient newspaper and the result is depriving Arab and Turkmen areas of water.

These dams are under implementation and referral, Additional 9 dams are under study and design to be constructed during 2007-2015 which include the followings: Ali 1 dam on Tuz Chay, Ali 2 dam, Kara Incir dam, Zengene dam, Kara Hassan dam on Hassa Chay in governorate of Kerkuk, all these dams are transmitted to constructors very quickly because as it is clear the time in the interest of the Ministry of Water Resources.


The total water storage amounts as it planned is about 400-500 million cubic meters in areas of high land Turkmen regions as evidenced by their names, this amount of water storage was supposed to feed the Udheym dam reservoir. In the case of the completion of some of these dams the Udheym dam will no longer receive this amount of water. This will have very negative effects on humans, animals and plants.

It seems that the Iraqi leadership did not take into consideration the dangers of the implementation of these dams, without accurate evaluation of costs, economic feasibility of storing water and the power generation is unacceptable. Such projects must be carried out according to priority, economical importance and humanitarian consideration of people living in and around the area.

The reasons for the implementation of these dams are:

1 – Depriving Turkmen areas of water resources to force the inhabitants to move far from their ancestral land ‘Turkmeneli’.
2 – These dams’ expenses are from Iraq’s central treasury rather than from the 17% Kurdish region’s share.
3 – Leaving the control of the water resources in the hands of Kurdish politicians who will use it as pressure against the central government now and in the future.
4 - Reviving tourism and agriculture in the Kurdish region at the expense of the centre and south as a prelude to secede.
5 - Retaining most of the political cards in the hands of the Kurdish rulers for as long as possible.

Turkmeneli Party directs its appeal to:

- the Iraqi parties and the United Nations

- the Iraqis leaders, demanding them to revise their calculations and the use of the experience in evaluating such strategic issues

- the international organizations concerned with water, urging them to re-evaluate the construction of these dams, which will lead to a true disaster

- the coalition forces, asking them to study the issue seriously and demanding them to refrain from preferring Kurdish interests at the expense of the interests of Turkmen and Arabs who live in Kerkuk and surrounding areas.

Turkmeneli Party
Advisory Office
25/3/2008

Türkmeneli Party Press Release

(Translation)


While the Iraqi government issued an official order to freeze the activities of the implementation commission of Article 140, the President of the commission is moving in the opposite direction, he issued an illegal order to extend the registration deadline of deportees till the end of March 2008.

Therefore, we draw the attention of all concerned government agencies and the Iraqi people about such violations of the law and the orders of the central government, which plan to register additional Kurds in order to change the demographics in the province of Kerkuk.

We call upon the United Nations and the Iraqi government, particularly upon the Independent Electoral Commission to conduct investigations into these falsifications which are contrary to the spirit of the Iraqi constitution in force. It is imperative to investigate the accountability of those seeking to invest such humanitarian issue (the issue of deportees) for political gains in favour of the Kurdish parties and inflict injustice on Arabs and Turkmens in Kerkuk.


To clarify these falsifications and violations occurring by figures and evidences, we point out that the number of fraudulent names in the unofficially recognized small town of Shuwan amounted to 35.000 people, while its population in 2007 was only 15.000!

The same situation occurs in Leylan where the number of inhabitants was 11,516 in 2006, and where it has now reached 90,941; this is unacceptable because it is against any natural growth of population, and there are dozens of examples such as these.


We believe that the only solution to avoid these falsifications is that the concerned governmental bodies act quickly to cancel all records containing the names of the deportees counterfeit and freeze them on the basis of these fraudulent records.

In conclusion, we say ... The direct responsibility lies with the Arab and Turkmen parties, which are required to denounce this scandal against democracy, justice and human rights, and take a decisive stand on this issue before it is too late given that the elections for Iraqi provincial assemblies are due very soon.


Turkmeneli Party
Kerkuk Branch
March 9, 2008

mardi 25 mars 2008

'La soif de pétrole irakien' et 'Mongolies' à lire

Dans Afrique-Asie - mars 2008

La Soif de Pétrole Irakien
Par Gilles Munier

http://www.afrique-asie.fr/article.php?article=327

Mongolies
Par Habib Tawa
http://www.afrique-asie.fr/article.php?article=325


La grandeur des Turcomans irakiens
Par Gilles Munier

Publié dans AFRIQUE ASIE (Octobre 2007)

Histoire : Aujourd’hui marginalisé, ce peuple joua un rôle fondamental en Mésopotamie jusqu’à la chute de l’Empire Ottoman.

Depuis la fin de la Première Guerre mondiale, le nombre des Turcomans en Irak – ou Turkmènes, c'est-à-dire « vrais turcs » - est minoré. Ils seraient entre 2 et 3 millions, répartis sur un territoire qu’ils appellent Turkmeneli, s’étendant en diagonale du sud de la région autonome du Kurdistan, sur la frontière syrienne, à celle de l’Iran. Des Turcomans, nombreux, résident à Bagdad et à Erbil, ville turcomane octroyée aux Kurdes par la loi d’autonomie.

Originaires du royaume légendaire de Touran, les Turcomans se convertirent très tôt à l’Islam Ils s’installèrent en Mésopotamie bien avant la conquête de l’Empire byzantin par les Turcs, en 1453. Ils y jouèrent un rôle essentiel jusqu’à la disparition de l’Empire ottoman. Les premiers Turcomans arrivèrent de Boukhara en Irak au VIIe siècle. Ils étaient environ 4.000, recrutés par Oubeydullah Bin Ziyad, gouverneur omeyyade de Bassora, pour leur habileté au tir à l’arc. Un second contingent les rejoignit pour protéger Wasit, capitale de l’Irak fondée en 702 par Al Hajjaj ben Yusuf, un des plus terribles dirigeants que l’Irak ait connu.

Au VIIIe siècle, les califes abbassides Mansour, Rachid et Maamoun en firent l’élite de leur armée. En 835, 40.000 Turcomans s’installèrent à Samarra, nouvelle capitale bâtie par le calife Al-Mu’tasim, et se fixèrent à sa mort au sud de Kirkouk. La seconde vague turcomane pénétra en Irak à partir de 1055 derrière Tugrul Bey, prince turcoman seljoukide, qui libéra Bagdad de la domination bouyide. Maintenant pour la forme le califat, il fonda une dynastie qui régna sur l’Irak jusqu’à ce que le calife Al-Nasir s’en débarrasse en 1225.

L’atabeg turcoman de Mossoul, Imad ad-Din Zengi, devenu gouverneur d’Alep en 1129, déclara la guerre aux Croisés. Après sa mort, son fils Nour-Eddine envoya en Egypte Salah-Eddine Al Ayoubi – Saladin – un de ses officiers kurdes qui renversa la dynastie fatimide et libéra Jérusalem le 2 octobre 1187.

Au cours des XIIe et XIIIe siècles, d’autres atabegs turcomans, à Erbil et Kirkouk, dirigèrent des Etats quasi indépendants.La prise de Bagdad par les Mongols en 1258 mit fin au califat. Ibn Al-Alkami, vizir du dernier calife, qui les soutenait dans l’espoir d’installer sur le trône un descendant de l’imam Ali, fut maintenu à son poste par Houlagou Khan. Il est l’archétype du « traître chiite » pour les Irakiens, qui comparent son rôle à celui des groupes pro-iraniens avec les Etats-Unis.

Moutons Blancs et Moutons Noirs

Les Mongols ilkhanides occupèrent l’Irak jusqu’à ce qu’un de leurs généraux, Burzug Al-Jalairi, s’empare du pouvoir en 1334. Les Jalairides s’y maintinrent jusqu’en 1410. Sous leur règne, le pays fut envahi par Tamerlan, prince turcoman de Samarcande, qui ravagea Tikrit, Mossoul, puis Bagdad en 1401. Il repartit en laissant en Mésopotamie 100 000 esclaves turcs et en permettant à la tribu turcomane des Moutons Blancs (Aq-Koyunlu) de s’implanter durablement au nord de l’Irak. Les Moutons Noirs, ennemis héréditaires des précédents, prirent Bagdad en 1410, mais en furent expulsés en 1467 par les Moutons Blancs. La troisième vague turcomane arriva sous l’Empire ottoman, après la prise de Bagdad par Soliman le Magnifique en 1534, puis sous Mourad IV qui mit les Perses en déroute en 1638.

Les Turcomans irakiens sont majoritairement sunnites, de rite hanafite. Les chiites – 30 à 40% de la communauté – se divisent en duodécimains, Alévis, Qizilbaschs et Ahl-al-Haqq. Les Shabaks, autre minorité turque, seraient des Mongols "turquifiés" ou d’anciens Qizilbachs des troupes d’Ismaïl Ier, fondateur de la dynastie perse safavide. On compte également quelques Turcomans chrétiens qui résidaient dans la citadelle de Kirkouk, près du tombeau du prophète Daniel.

Bir Devlet Aranıyor


Erşat HÜRMÜZLÜ

Bir sohbet programında ortaya çok enteresan bir soru atıldı: Bugünün Irak´ında neler devam ediyor ve neler kaybolmuştur?

Cevap gerçekçi olduğu kadar acıydı. Irak´ta hükümet vardır, partiler vardır; şehirler ve nehirler vardır. Ancak kaybolan önemli bir şey vardır, o da devlet’tir. Devlet, sosyal bir mukaveledir. Belirgin bir toprak üzerinde yaşayan kitleler aidiyet duygusu içinde olduklarında ortaya bir devlet çıkar.

Devletin en önemli unsurları kurumlar ve hukuk’tur. Kurumları, mesela orduyu, emniyet güçlerini, iletişim ve enformasyonu ortadan kaldırırsanız devlet zedelenir, hukuk birliğini de sağlamazsanız, ortaya çok hukukluluk çıkar ki bu da devlet mefhumuyla bağdaşmaz. Bugün Irak´ta bu plan uygulandı, devlet kurumları ortadan kaldırıldı ve çok hukukluk ortaya çıktı, onun için devlet anlayışı kaybolmaya başladı.

Bir ülkede yaşayan bir etnik grup, gönderde olan bayrağa saygı göstermiyor ve “bu benim bayrağım değil” diyorsa, mahkemeler, kararlarını millet adına değil, bir bölgenin halkı adına veriyorsa ve bazı bölgelerde resmî yazışmalar, ülkenin anayasa ile kabul edilmiş resmî dili ile değil, başka bir ülkenin lisanı ile yapılıyorsa, devlet çökmektedir.

Bir anayasa hazırlayıp devlet olmak iddiasında olmak yetmez. Her şeyden önce devletin saygınlığını korumak gerekir. Bunu teminin en önemli yolu da kabul edilmiş olan anayasaya bağlı kalmak ve seçici olarak uygulamamaktır.

Anayasa deyince, Irak’ta yürürlükte olan “kalıcı” anayasanın durumuna da bakmak gerekir. Anayasalar değişikliğe açık bir esas kanun değil midir? Evet, öyledir ve ihtiyaç doğdukça ulusun katmanlarının uzlaşması sonucunda bazı değişiklikler veya köklü değişiklikler yapılabilir. Ancak anayasa metni içinde, bu metnin kesin şekil olmadığı ve tadil edilmesi gerektiği yazılıyorsa, onun “kalıcılık” vasfı zaten tartışma konusu olur. Kaldı ki bu anayasanın birçok hükmü ile bununla çelişen tatbikat, devlet mefhumunun kaybolmasında önemli bir rol oynamıştır.

Irak Anayasası Delindi mi?

Bu soruya cevap vermek için, Anayasanın olduğu gibi yürütülmesini isteyenlerin maksadına bakmak gerekir. Bunu söyleyenlerin varsa yoksa 140. maddenin derhal ve bütün aksaklıklarına rağmen yürürlüğe konulmasını istemelerinin ardındaki maksadı çok iyi okumak da gerekir.

Evet, Anayasa delinmiştir, hatta delik deşik edilmiştir. Örnekler çok olmakla beraber burada bazılarını gündeme getirelim:

Anayasanın 9/1. maddesinin b. fıkrasında: “silahlı kuvvetler dışında milis güçlerin oluşturulması yasaktır” deniliyor. Milis kuvvetlerinin tümüyle ortadan kaldırılması sürekli konuşulurken, kuzey Irak’ta Peşmerge denilen milis kuvvetine son verilmesi reddedilmekte ve konuşulması dâhi kabul edilmemektedir. Neden olarak da, Peşmerge gücünün bir nizamî güç olduğu ve yasal olduğu söylenmektedir. Peşmergenin, tercüme edildiğinde “ölüme hazır fedaî” demek olduğu dikkate alınırsa, milis gücü olmadığı savı zaten iflas ediyor.

Eğer, iyi niyetle davranır ve bu argümanın doğru olduğunu kabul edersek, aynı maddenin a. fıkrasına da bir göz atalım:

“Irak’ın askeri güçleri ve güvenlik birimleri, Irak halkının farklı kesimlerinden oluşur, iç dengeleri gözetir, ayrım ve kayırma yapmaz. Sivil otoriteye boyun eğer ve Irak’ı savunur. Irak halkının kıyımına alet olmaz, siyasî işlere müdahale etmez ve yönetim değişikliğinde herhangi bir rolü olmaz.”

Peşmerge görevinin bununla örtüşmediğini sadece biz söylemiyoruz. Bu milis gücünün yöneticileri de saklama lüzumunu hissetmiyorlar. Kaldı ki bu kuvvet, askerî bir güç ise aynı maddenin 2. fıkrası “askerlik hizmeti yasayla düzenlenir” diyor ve biz, Irak Peşmerge yasası diye bir yasayı da görmüş bulunmuyoruz.

Aynı anayasanın 13. maddesi, bu anayasanın Irak’ın en üst ve en yüce yasası olduğunu, ülkenin istisnasız her bölgesinde bağlayıcı olduğunu hükme bağladığı için ve aynı maddenin 2. fıkrasında, bu Anayasa ile çelişen bir yasanın çıkarılamayacağı, bölgesel anayasalarda veya diğer hukukî belgelerde anayasa ile çelişen maddelerin geçersiz sayılacağı hükmüne göre, bölgesel bir Peşmerge yasası da çıkmışsa da (ki hem çıkmıştır, hem de bunun için bölgesel hükümette bir bakanlık ihdas edilmiştir), hükümsüz ve geçersizdir.

Anayasa ile Uygulama Çelişkisi: Mülkiyet Hakkı

Irak anayasasının 23/3 maddesinin a. fıkrasında: “Iraklıların Irak’ın herhangi bir yerinde gayrimenkul edinme hakkı vardır. Irak vatandaşı olmayanlar yasalarla getirilen istisnalar haricinde gayrimenkul edinemezler”. Bugün her Iraklı bilir ki bu madde sadece Irak’ın kuzeyinde çalışmaz ve uygulanmaya konmaz. Mesela, bir Türkmen; bir Arap veya bir Hıristiyan Kürt bölgesinde gayrimenkul alamaz; alsa da tapu kaydını yaptıramaz. Bırakın mülk edinmeyi, bugün bu vasıfta olan vatandaşlar, serbestçe belirli vilayetlere seyahat edemez, oturamaz ve bir sponsoru olmadan çalışamaz. Anayasanın bir başka maddesinde (42/1), Iraklıların Irak içinde ve dışında dolaşma, seyahat ve yerleşme özgürlüklerinin kısıtlanmayacağı hükmü yokmuş gibi davranılmaktadır. Olay bununla kalmıyor, bir de bunun aksi uygulanarak, mesela Türkmen ve Arap bölgelerinde demografik konumu değiştirmek için, paralar akıtılarak ve türlü korkutma ve özendirme yolları kullanılarak Kürt vatandaşlar ve siyasî hareketlerinin yanlıları mülk ediniyorlar. Peki, bu bağlamda aynı maddenin b. fıkrası ne diyor? Aynen şöyle diyor:“Demografik yapının değiştirilmesi amacıyla gayrimenkul edinmek yasaktır.”

İş sadece gayrimenkul edinmek ve satın almakla kalmıyor. Bugün dünya televizyon kanallarının da tespit ettiği ve İnsan Hakları Örgütlerinin gündeme getirdiği bir durum, en azından Kerkük gibi demografik yapısı değiştirilmeye çalışılan bir şehirde ayan beyan yaşanıyor. Bölge sakini olmayan binlerce Kürt ailesi bugün devlet binalarında, terkedilmiş istihbarat ve emniyet karargâhlarında, askerî lojmanlarda, stadyumlarda ve çeşitli kamu binalarında yerleşik durumda, yapılmasını istedikleri bir referandumu beklemektedir. Peki, anayasanın bu konudaki hükümleri yok mu? Vardır ve 27. maddede açıkça hükme ağlanmıştır:

“Kamu mallarının dokunulmazlığı vardır. Bunları koruyup kollamak her vatandaşın görevidir.” Bu dokunulmazlık ise bir başka dokunulmazlıkla ortadan kaldırılmaktadır. Bu siyasî hareketlerin kendi istekleri doğrultusunda hareket etme hakkının dokunulmazlığıdır. İşler sadece mülkiyet hakkının korunmasıyla sınırlanmıyor, bugün Kuzey bölgesi hapishanelerinde yüzlerce Arap ve Türkmen’in yargılanmadan tutuklu bulunduğunu her kes biliyor. Bunların tutukluluk şartlarının düzeltilmesi zaruretini Kürt idaresinin İnsan Hakları birimleri de söylüyor.
Peki, bu yargısız, suçlamasız tutuklamalar anayasanın hangi maddesine göre yapılmaktadır? Olsa olsa anayasanın 35.1 maddesinin a. ve b. fıkralarının yanlış yorumlanmasından veya algılanmasından kaynaklanıyor olacaktır.

Çünkü bu maddede aynen şöyle deniliyor:

“35/1:

a. İnsanların özgürlükleri ve onurları korunmalıdır.

b. Yargı kararı olmadan hiç kimse gözaltına alınamaz ve sorgulanamaz.”

Cumhurbaşkanı Nasıl Olmalıdır?

Irak Anayasası parlamenter rejimi seçmiştir. Bu Anayasaya göre iktidarı hükümet teşkil eder ve parlamentoda temsil edilen partiler tarafından icra edilir. Cumhurbaşkanlığı makamı, geniş yetkileri olmakla beraber, bu yetkiler bir dönem için Başkanlık Divanı tarafından kullanılması hükmü getirildiği gibi, bizzat Cumhurbaşkanının tarafsız olması hükme bağlanıyor.

Cumhurbaşkanı, Milletvekillerinin ettiği yemini ederek tarafsız bir konumda kalması isteniyor. Bu yeminin metni şöyledir:

“Yasal görev ve sorumluluklarımı özveri ve sadakat içerisinde yerine getireceğime, Irak’ın bağımsızlığı ve egemenliğini koruyacağıma, halkımın çıkarlarını savunacağıma, topraklarını, havasını, sularını ve doğal servetlerini muhafaza edeceğime, demokratik federal rejimin selameti için çalışacağıma, genel ve bireysel özgürlüklere saygılı hareket edeceğime, yargının bağımsızlığını müdafaa edeceğime, yasaların dürüst ve tarafsız bir şekilde uygulanması için çalışacağıma Yüce Allah’ın huzurunda yemin ederim.”

Tarafsızlığı, iktidarın başı değil, bütün ulusun Cumhurbaşkanı oluşundan kaynaklanmaktadır. Ancak bugün anayasa bu konuda da ihlâl ediliyor ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (Partisi)’ nin başkanı, partisinden istifa etmeden Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturuyor ve nerdeyse her açıklamasında bir Irak Cumhurbaşkanı gibi değil, bir Kürt partisi başkanı olarak hareket ediyor, taraf tutuyor ve tarafsızlık yeminine de bağlı kalmıyor. Kendisi de hukukçu olan Celal Talabani, gün gelir bu çelişkisinden dolayı pişmanlık ve hicap duyacaktır!

140. Madde ve Tatbikatı:

Bugün sadece Kerküklülerin değil, tüm dünyanın gündeminde olan 140. madde sorunu, aslında yine Irak Anayasasının hükümleriyle yorumlanıp tarih sayfalarına gömülmelidir.140. maddenin kökü, daha önce işgal kuvvetleri tarafından 8 Mart 2004 tarihinde yayınlanan Geçiş Dönemi için Irak Devleti Yönetim Yasası hükümlerinin iki maddesi olan 53. ve 58. maddelerinin adaptasyonu ile ve anayasanın zoraki bir şekilde kabulünü sağlamak için Kürt partilerine verilen ödün kapsamında anayasaya yerleştirilmiştir.

Anayasada bu iki maddeye iki yerde atıf vardır. 58. madde tümüyle korunmuş ve anayasa hükmüne getirilmişken, 53. maddenin sadece a. fıkrası korunmuş ve ısrarla reddedilen öteki fıkraları iptal edilmiştir.

Konuyu daha iyi anlamak için, bu maddelere bir göz atmak yararlı olacaktır. Adı geçen yasanın 53. maddesinde şöyle deniliyordu:

"Madde 53.

(A) Kürdistan Bölgesel Hükümeti 19 Mart 2003 tarihinde Duhok, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Diyala ve Neynova vilayetlerindeki toprakları idaresi altında bulundurmakta olan resmi hükümet olarak tanınmaktadır. ‘Kürdistan Bölgesel Hükümeti’ ifadesi, Kürdistan Ulusal Meclisi’ni, Kürdistan Bakanlar Konseyi’ni ve Kürdistan bölgesindeki bölgesel yargı makamını kapsamı içine almaktadır.

(B) Onsekiz vilayetin sınırları, geçiş dönemi sırasında herhangi bir değişiklik yapılmadan olduğu gibi kalacaktır.

(C) Bağdat ve Kerkük hariç olmak üzere, Kürdistan bölgesi dışında bulunan ve sayıları üçü aşmayan herhangi bir vilayetler grubu, kendi aralarında bir bölge oluşturma hakkına sahip olacaklardır. Bu tür bölgelerin oluşturulmasına ilişkin mekanizmalar Irak Geçiş Dönemi Hükümeti tarafından önerilebilecek ve incelenerek yasa haline dönüştürülmek üzere, seçimle oluşturulacak Ulusal Meclise sunulacaktır. Belli bir bölgenin oluşturulmasına yönelik bir öneri getiren her türlü yasanın Ulusal Meclis tarafından onaylanmasına ilaveten, ilgili vilayetlerin halkının katılacağı bir referandum sonucunda da kabul görmesi gerekmektedir.
Ve bu maddenin bir de d. fıkrası vardı ki Irak Türkmenlerine bir güvence veriyordu:

"Bu yasa ile Türkmenlerin, Keldani-Asurîlerin ve diğer tüm vatandaşların idari, kültürel ve siyasî hakları garanti altına alınmaktadır”. Bu fıkranın hükmü Anayasanın 125. maddesine aktarılarak, bu hakların uygulanması için bir yasanın çıkacağı hükme bağlanmışsa da, öyle ir yasa şimdiye kadar gündeme gelmedi.

Bu maddenin a. fıkrası dışındaki fıkraları, anayasanın 138. maddesi gereğince geri alındı ve yürürlükten kalktı. Böylece Kerkük´ün başka bir bölgeye bağlanmaksızın özerk bir bölge olması ihtimali yara aldı. Ayrıca Türkmenlerin eğitim hakkı ve yoğun oldukları bölgelerde dillerinin resmî dil olması hükme bağlanmışsa da ilk defa olarak bir Irak yasasında zikredilen "siyasî" haklar ifadesi geri alınmış oldu.

58. maddeye gelince ince ayarla bir tadilata uğradı. Geçiş Dönemi Yasasında Kerkük dâhil, anlaşmazlık bölgeleri için kesin çözüm ifadesi kullanıldığında " Getirilecek çözüm, adalet ilkesi ile uyum içerisinde olacak ve söz konusu bölgede yaşayan halkın istekleri göz önüne alınarak belirlenecektir" söylenerek mutlaka bir referandumdan bahsetmemekle birlikte, sanki bu anlamı veriyormuş gibi, şu şekli almıştır:

"Geçiş dönemi yasasının 58. maddesinde yer alan ve Geçici Hükümetin sorumluluğunda uygulanan hususlar, bu anayasaya uygun olarak seçilecek Yürütme Organı tarafından, tümü yerine getirilene kadar sürdürülür. Bu çalışmalar, Normalleştirme, Nüfus Sayımı ve nasıl yönetileceğini saptamak için Kerkük´te ve diğer anlaşmazlık bölgelerinde, en geç 31.12.2007 referandum düzenlenmesine kadar devam ettirilir."

140. madde kalıcı mı, geçici mi?

Bu soruya Anayasanın kendisi cevap vermiş ve geçici hükümler başlığı altına alınmıştır. Bundan da anlaşıldığına göre, süreli olarak verilen geçici bir hüküm, ya o hükmün uygulanmasına kadar veya da sürenin dolmasına kadar geçerli olur. En erken hangi takvim tuttuysa, o hüküm yürürlükten kalkar.

Bu bağlamda, 140. maddede ön görülen Normalleştirme ve Sayım işlemleri yerine getirilmediğine göre ve Eylül 2007 ayında çıkan bu yazıdan anlaşıldığı üzere 31.12.2007 tarihine kadar da getirilemeyeceğine göre o belirli günde bu madde yürürlükten kaldırılacaktır.

Anayasa hükümlerinin değiştirilmesi, bir kanunla değil, ancak yine bir Anayasa değişikliği ile yapılabilir. Böyle bir değişikliğin de olamayacağı ortaya çıkmışken 140. maddenin hükmü bitmiş oluyor ve referandumun ertelenmesi talep veya önerileri de, hiçbir esasa bağlı olmadığından, bugünden sonra geçersiz ve yersiz olacaktır.

Referandum Ertelenebilir mi?

Referandumun zamanında yapılamayacağını anlayan bazı kesimler artık ertelenmesi ihtimalinden bahseder oldular. Eskiden ertelenmeyi de şiddetle reddeden bu kesimler tehlikeyi sezmiş ve ileriki tarihlerden bahsetmeye başlamışlardır.

Hâlbuki bir erteleme veya düzenleme ne Bakanlar Kurulu kararı ile ne de Millet Meclisi kararıyla olabilir. Anayasa hükmüne göre, ana hak ve hürriyetleri konu almayan ve iki devre değiştirilmesi yasaklanan maddeler dışındaki öteki maddeler, bir anayasa tadiliyle olabilir. Bunun için Millet Meclisi üye sayısının üçte ikisinin onayı ve tadil için halk referandumu ile Cumhurbaşkanı onayı gerekiyor. 2007 sonuna kadar bunun gerçekleşmesi mümkün değildir. Bir defa, Kürt Partilerinin dışında dörtlü ittifaka imza atan Dava Partisi ve İslam Yüksek Konseyi ikna edilse dahi bu dört partinin oyu 183 sayısını bulamaz ve 2007 sonuna kadar halk oylamasına gidilmesi de imkânsızdır.

Bu bakımdan ve geçici madde olduğu için takvimi dolunca iptal edilmiş olacak bu maddenin erteleme talep ve tertipleri yersiz ve geçersizdir. Ancak çoğu zaman görüldüğü gibi, dayatma ile bir plan uygulamaya konursa, koyanların kendi dayattıkları anayasaya da aykırı olduğu için kabul edilmemeli, referandum kararı için, Bağdat’ta Anayasa mahkemesine müracaat edilerek iptal davası açılmalıdır. Israr edilmesi durumunda da olası bir referandum boykot edilmeli ve meşru olması tartışma zeminine çekilmelidir.

Haksızlık üzerine kurulan temelsiz ve dayatmacı her karar, günü gelince geçersiz ve batıl addedilir.

ersat@umgco.com


Erşat HÜRMÜZLÜ'in diğer yazıları

Adı İcabî

Irak Türkmenlerinin Lider İhtiyacı

Sarı Oğlan Tutuklandı

Ne Olacak Bu Memleketin Hâli?

Irak Türkmenlerinin Lider İhtiyacı